Kavaloğlu, “14 Mayıs 1950 milli iradenin zafer tarihidir”

Demirkırat Demokratlar Konfederasyonu Genel Başkanı Sadullah Fatih Kavaloğlu Demokrat Parti’nin 14 Mayıs 1950’de iktidara gelişinin 70. Yıldönümü nedeniyle mesaj yayımladı. 14 Mayıs 1950 tarihini milli iradenin zaferi olarak nitelendiren Kavaloğlu, “Ülkemizin siyasi tarihinde, demokratik tecrübelerin denemeler sonrasında, nihai olarak 14 Mayıs 1950 de başarıya ulaşması, gurur duyacağımız bir övünç kaynağımızdır” dedi.

Kavaloğlu, “14 Mayıs 1950 milli iradenin zafer tarihidir”

Demokrat Parti’nin Celal Bayar ve Adnan Menderes liderliğinde 14 Mayıs 1950’de iktidara gelişinin 70. Yılını kutlayan Demirkırat Demokratlar Konfederasyonu Genel Başkanı Sadullah Fatih Kavaloğlu, “Ülkemizin siyasi tarihinde, demokratik tecrübelerin denemeler sonrasında, nihai olarak 14 Mayıs 1950 de başarıya ulaşması, gurur duyacağımız bir övünç kaynağımızdır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Küresel sistemde başlayan yapısal reform ve değişikler ekonomik, sosyal sıkıntılarla Türkiye Cumhuriyeti devleti adına da etkisini göstermiş,daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük ve eşitlik talebi ile çok partili siyasi hayatın ilk tohumları atılmıştır” dedi.

1923-1945 Arasındaki tek partili sistemden, “Sesimiz gür olacak,Vicdanımız hür olacak,Efendimiz bir olacak,O da millet olacak” sloganıyla 14 Mayıs 1950’de özünü milli iradenin oluşturacağı çok partili sisteme geçildiğini kaydeden Başkan Kavaloğlu, “Yeni sisteme geçilmesine vesile olan 7 Haziran 1945 “Dörtlü Takrir” anayasanın demokratikleştirilmesi, seçimlerin serbest yapılmasının sağlanması ve CHP tüzüğündeki anti demokratik maddelerin kaldırılması taleplerini içeriyordu. Bu yönü ile Dörtlü Takrir, “bir demokrasi beyannamesidir.” Demokrasi Kültürü, Kimseyi ötekileştirmeden, herkesi olduğu gibi kabul etmenin adıdır” dedi.

1950 Seçimlerinin Türkiye’de olduğu kadar, Orta Doğu demokrasi tarihi açısından da bir dönüm noktası olduğunu kaydeden Kavaloğlu, “Çünkü o güne kadar TBMM faaliyetleri tek parti rejiminin gölgesi olarak algılanmakta ve toplumda çaresizlik uyandırmakta idi. Demokrat parti, 14 mayıs1950’de iktidara geldiğinde, programını ivedilikle uygulamak istiyordu. DP “yeter söz milletindir” sloganı, dönemin bugün dahi geçerliliğini koruyan ve değişim süreci ile özdeşleşmiş   bir sembolü haline dönüşmüştür. DP , 1930 yılında kısa bir dönem içerisinde açılıp kapatılan”Serbest Cumhuriyet Fırkasının” değerlerini benimsemiş idi. Kölelikten efendiliğe milletin zenginleşmesini önemseyen bir geleneği başlatarak, Türk siyasi hayatında adeta zihni inkilap yapmıştır,bu inkilabın sahibi de merhum başvekil Adnan Menderes’tir. Milletin gönlünde derin izler bırakan bu inkilapları, ortadan kaldırmak mümkün olmadığı için sahibini ortadan kaldırmışlardır. 14 Mayıs 1950’de gerçekleşen seçimler çok partili siyasi hayata geçildikten sonra, hakim gözetiminde demokratik şartlarda yapılan ilk genel seçimlerdir. Seçim kanununda yapılan değişiklik ile tek dereceli ve gizli oy açık tasnif milletimizin gündemine getirilmiştir. Bu seçimler yine ilk defa yeni geniş katılımlı mitinglerin oluşmasına , toplumun meydanlara çıkarak adeta haykırmasına vesile olmuş, belki ilk defa Türk Milleti siyasi iktidarın belirlenmesinde direkt olarak rol almıştır” ifadesini kullandı.

“Sosyolojik olarak bakacak olursak, aziz millet takdir görmüş, ilgi ve alakaya mazhar olmuş, kullandığı kutsal oy ile de kendine gösterilen teveccühün karşılığını vermiştir” diyen Demirkırat Demokratlar Konfederasyonu Genel Başkanı Sadullah Fatih Kavaloğlu sözlerine şöyle devam etti, “1950 Seçimleri öncesine bakacak olursak; 24 Mart 1950’de TBMM aldığı bir kararla kendini feshederek, 14 Mayıs’ta seçime gitme kararı vermiştir. Muhalefet olarak DP ve MP, seçim için bu tarihin erken olduğu düşüncesinde idiler. Zira 1946 seçimlerinde yaşanan hukuksuzluklar sebebi ile Demokrat Parti seçim kanununda değişiklik yapılmadıkça seçime katılmayacağını ifade ediyordu. Bu ihtimale karşı İsmet İnönü “Eski Terakkiperverlerden 20 kişi listemize alırız, onlarda muhalefet görevini üstlenirler” diyerek bu konudaki görüşünü ortaya koymuştur. Böyle bir ortamda her iki partide yani DP ve CHP ortak bir noktada uzlaşarak, 5545 sayılı seçim kanunu 1.maddesinde bulunan milletvekili seçiminin eşit Gizli oyla yapılacağı, oyların sayılmasının ve ayrılmasının açık olacağı, yargı denetiminde gerçekleştirileceği gibi yenilikleri ihtiva etmekte olan metinde mutabakata vardılar. Demokrat Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi parti programları birbirine çok yakın konulardan oluşmasına rağmen, aralarındaki temel farklılık demokrat partinin anadolu halkına, köylüye, çiftçiye kısacası tabana hitap etmesi,Cumhuriyet Halk Partisinın ise daha avam ,gelir seviyesi yüksek, buna istinaden de özgür insanlardan oluşması idi. Devlet kademelerinde Cumhuriyet halk Partisi görüşlü kesimdeki memurlar ve bürokratlar etkin olması, Demokrat Parti - Cumhuriyet Halk partisi çatışmasını körüklüyor ve de farklı kutuplaşmalara sebep oluyordu. Bunu fark eden DP , CHP ile bürokrasiyi birbirinden ayırarak farklı bir strateji izlemiş, eski rejim sorununun gündeme getirilmeyeceğini söyleyerek, “Devr-i sabık” yaratmayacağını beyan etmiştir. Kısmen sağlanan bu demokratik ortamda, seçmen genel seçime ilgi göstermiş, kayıtlı seçmenin %90’ı oyunu kullanmıştır. Cumhuriyet tarihimizde demokratik şartlar açısından yapılan ilk seçim olarak kabul edilen 1950 genel seçimlerinde, yaşanan muhalefet etme biçimi seçim sürecinde siyasi partilerin yaptıkları faaliyetler, kendisinden sonra gelecek olan seçimlerde yaşanacaklara dair ilk örnekler olmasından dolayı ehemmiyet arzeder.”

“Bütün milletimizce de bilinen şudur ki ;seçim sonuçlarının Siyasal ve sosyal yansımaları, Türk siyasi yaşamı üzerinde etkisi hala devam ettiren izler bırakmıştır” diyerek sözlerine devam eden Kavaloğlu, “ 1950 genel seçimleri sonrası ortaya çıkan durum, siyasetçi siyaset ve toplum arasındaki ilişkinin  değişime maruz olduğu, bunun bir zaruri durum olarak ortaya çıktığı, baş aktörün siyasetçiler değil milletin olduğu, ne söylerseniz söyleyin, ne vaad ederseniz edin, milli iradenin hükmünün geçerli olacağı şeklindedir. Milletin siyaseti sahiplenmesi, bunun mesuliyeti içerisinde görevlerini yerine getirmesi , siyasetçiler ile günümüze kadar devam eden nesiller boyu beşeri sosyal ilişkiler, bir nevi siyasi sosyalleşmeyi de beraberinde oluşturmuştur, bu özelliği ile Demokrat Parti , yeni bir çağın yeni bir düzenin adeta beyaz bir sayfanın açılıp başlamasına vesile olmuştur. Milli irade, hayalini kurduğu kendisine değer verilen, düşünce ve fikirlerinin önem arz etmesini istediği, bir yönetim anlayışına kavuşmanın verdiği huzur ve refah ile vatanına olan aidiyetini güçlendirmiş ve tescil etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yöneticiler iktidara saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. Ulusa karşı olan görevlerini, kötüye kullandıkları taktirde şu ya da bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında vereceği kararla karşılaşırlar. Ulus tarafından ulus adına devleti yönetmeye yetkili kılınanlar, gerektiğinde ulusuna hesap vermek zorunda olduklarını bilmelidirler” sözlerinden de  liyakat sahibi, ehil insanlar mesuliyet gereken görevlere getirilmeli,vazifesini gerekli şekilde yerine  getiremeyenlerinde, yine milli irade tarafından alaşağı edilebileceğini hiçbir zaman unutmamamızı anlıyoruz. Yaşasın Büyük Türk Milleti…” dedi.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
DANSTA MEB DÖNEMİ
DANSTA MEB DÖNEMİ
KGK, 1'İNCİ KURULUŞ YILDÖNÜMÜ MESAJI
KGK, 1'İNCİ KURULUŞ YILDÖNÜMÜ MESAJI