GÖBEKLİTEPE, 'HAYRANTEPE'
Şaban Taşçı

GÖBEKLİTEPE, 'HAYRANTEPE'

Reklam

Dil bilimcilerin yaptıkları söz arkeolojisi diyebileceğimiz 'etimoloji' çalışmaları verileri çok işe yarar. Yine etnografik, sözlü kültür ve folklor araştırmaları verileri çok işe yarar. Bilim dünyasının kabullerine göre; çözümlenebilir yazı öncesi devirlerle ilgili veri kaynakları, pek sınırlıdır. Arkeoloji işe yarar ama 'fosil arkeolojisi'ne daha çok bakmanız gerekir. Organik her türlü artığın fosili ( kemik, polen, mikroorganizma vs. ) çok işe yarar. Zoololoji ve Botanik biliminin bitkiler ve hayvanlar üzerinde yaptıkları genetik, evrim tespiti çalışmaları verileri çok işe yarar. Dil bilimcilerin yaptıkları söz arkeolojisi diyebileceğimiz 'etimoloji' çalışmaları verileri çok işe yarar. Bazen bilim yapmak, bilimsel bir iddia ortaya koymak sadece çok yönlü koordinasyona ihtiyaç duyuyor.

Bilim bu konuda çok istekli olmasa da ( çünkü Bilim illa elle tutulur , somut, tarif edilebilir verilere bakarak kanaat oluşturmak istiyor ) bazı çapraşık konu başlıklarını tartışırken saydığımız veriler çok işe yarıyabilir. Belki de anlaşılması zor somut verileri bu tür konu dışı, kuvvetsiz gibi duran diğer bilgilerle birlikte ele alınırsa, açıklığa kavuşturmak ve 'bilimsel açıklama' haline dönüştürmek daha sağlıklı bir yol olabilir.

Albania'lılar Kafkasya'da varlıkları her halükarda tarih boyunca tanımlanabilmiş ve farklı dönemlerde farklı adlarla yazılı kaynaklara da yansımış ( Çok farklı görüşlere göre İlliryalılar, Ağwanlar, Arvanidler, Arnavutlar hatta İberler ile Albanlar aynı topluluğu ifade eder, bazı görüşler Arzhanlar ve Arzawalıların da Albanların ataları olabileceğini savunur...), tam olarak kök ( ilk kaynak ) bir halk mıdır (?) yoksa sadece Kafkasya ara istasyonunda dağıtım platformu fonksiyonunda sevk unsuru bir halk mıdır (?) henüz kesin sonuçlarla izah edilememiştir. Dil bilimcilerinin çalışmaları ile Sansar Dil grubu, Lezgiler alt dil ailesi şemsiyesinde Kryts, Alyk, Tabasaran, Aghul, Udi, Budukh, Rutul, Tsakhur, Archi, Lezgian gibi tanımlanmış , birbirine çok benzer konuşan, ama lehçe ve yaşam kültürü farklılıkları da olan, artık herbiri üç-beş köyde ve bazı diasporalarda yaşayan topluluklar; incelenebilir bir tasnife tabi tutulabilmişlerdir. Tespit edilebilen sözcükler için sözlük ve etimolojik açıklamalar da listelenmiştir. Bu çalışmalar tarandığında ilginç veriler bize çok tanıdık ve açıklayıcı gelebiliyor. Örneğin Tsakhur sözlüğünde '' q'ew'' ( kev) sözcüğü bize halen kullandığımız 'kevgir' sözcüğünü hatırlatıyor. q'ew sözcüğünün anlamının 'TUZ' olduğunu öğreniyoruz. Alban'ların Kafkas dağlarının Hazar Denizi kıyılarına çok yakın yaşadığını, tuzlaların olduğu bölgenin Tsakhur'ların tarihi yaşam alanları olduğunu biraz irdeleyince tespit edebiliyorsunuz. Deniz tuzu elde etme prosesinin bir aşamasında deniz suyundan ayrıştırma ameliyesinde kullanılan edevatlardan birinin 'kevgir' olduğunu da kolaylıkla çıkarsayabiliyorsunuz. Bizim dilimizde bu adın yaşaması ve edevatın makarna süzgeçi olarak kullanılmaya devam edilmesi; başlıbaşına somut bir ikincil veri oluşturuyor. Bir çarpıcı örnek de ALYK topluluğunun halen Kafkasya' da varlığı ve dilleri, kültürleri çok azalmış olsalar da varlıkları tespit edilmiş olmaları... Ancak Manisa-Muradiye Arnavutlarının dillerine pelesenk olmasından bildiğimiz 'alık' metaforu da bu topluluğun bilinirlik ispatı olarak değerlendirilebilir. Çünkü Arnavutlar ( Alban'lar hem İllir hem de Arnavut olarak isimlendirilmektedirler ) bugünkü Arnavutluk'ta Gega ( dağlık yöre arnavutları) ile Toska ( ova Arnavutları ) isimlendirmelerini kendi aralarında bir takılma, şakalaşma konusu yapmaları ile bilinirler. ALYK' lardan da; metaforik bir anlam yükleyerek 'alık' sıfatı ile bahsediyor olmaları beklenebilir bir sözcük olarak, bir somut ikincil veridir.

Albanların yaşadıkları bölge içinde Hazar Denizi kıyısında Kafkas dağlarının bir parçası olan 'Beşparmak' dağları yer alır. İki tane daha Beşparmak Dağları Bafa gölü kıyısında ve Kıbrıs Girne'dedir. Her üçünde de binlerce yıl öncesine dair benzer pitrograflar ve efsaneler tespit edilmiştir. Buluntulardaki benzerlikle birlikte yorumlandığında pekçok ikincil veri ortaya konulabilir.

Alban sözlükleri tarandığında öyle sözcüklerle karşılaşıyorsunuz ki ''q'ew'' de olduğu gibi tarihin binlerce yıl öncesinden size bir anlatı aktarıyor.Udi sözlüğünde (Authier 2009, 38, 173, 183, 216, 222, 258, 316, 326 ) DAHAR sözcüğü Authier'in tespiti ve analizlerine dayanarak verdiği açıklama ile ; ''çok anlamlı, 'genel veya orta büyüklükte taş / büyük taş, kaya, uçurum' ; (...) nihayetinde Farsça dahar ' mağara ,dağda yarık ' dan ödünç alınmıştır ( anlamsal olarak en yakın şekli Lezgi dahar ' mağara, dağda derin yarık' dır ). Kelimenin yabancı kökenine rağmen ' büyük taş, uçurum' > 'genel olarak taş' anlamının değişmesi; bağımsız bir iç Alyk gelişimi gibi görünüyor (...)'' ( Authier 2009, 25, 39, 81 ). Authier kök anlamını , etkileşimini tespit etmişse de sözcüğün Alyk değişimi dediği fakat bana göre asıl işlevsel anlam kaynağı Alyk söyleyişinde kazanan anlamdır, bu anlam hissedilse de Authier'e göre tespit edilememiştir. DAHAR Alyk sözcüğü; 'derinlikli olarak yuvarlak oyulmuş taş kap ( taşınabilir yada yerinde sabit duran)' anlamındadır büyük olasılıkla. Bu edevat henüz, kil pişirilmiş kapların kullanılmaya başlanmadığı dönemlerde, bazı yiyeceklerin pişirilerek hazırlanmasında kullanılan 'devşirme ısıtmalıklı' ( bazı arkeolojik buluntularda elde edilen, faraziye bir açıklama ile dışarıda kızdırılan taşların su dolu bu tür kaplara atılarak bazı yemeklerin pişirilmiş olabileceği bilgisi ?) bir icat olduğu söylenebilir. Çünkü bu kavramın da günümüze dahar-dahan-dıhan gibi değişimlerle 'kazan' olarak geldiğini söyleyebiliriz. Authier'in açıklamaları doğru olmakla birlikte insanı maksimal boyutlu düşünmeye sevkinden kurtularak; oyulmuşluk, yarıklık, uçurum gibi tanımları minimal ölçekte algılama varsayımı ile Alyk isimlendirmesinin hem daha eski olduğunu hem de minimal tarifleme içerdiği için 'devşirme ısıtmalıklı' bir 'pişirme kabı' olabileceğini öngörmemiz daha isabetli olabilir.

Bu örneklerden sonra asıl çarpıcı sözcüğe gelebiliriz. HAYRAN : bu sözcük Authier'i de şaşırtmış olmalı. Çünkü Authier'in tespitlerine göre bu sözcüğün anlamı 'göbek' ( ingilizce 'belly') ( Authier 2009, 23, 36, 49, 55, 105, 199, 268, 321, 347 ). Ama anlam açıklamasında fazla genişletmeden '' Paradigma: fan (mutlak)/ eğlence (obl).Örneklere göre, geniş uygulama alanına sahip genel bir terim.'' deyip geçmiş. Belli ki netameli bir mana ile karşılaştığını düşünmüş olmalı. Oysa bu anlam çokca üzerinde durulası bir izahata muhtaç harika bir konu oluşturabilir keşif açısından.

Hayran sözcüğü 'göbek' olarak çevrilse de yüklendiği anlam itibariyle Albanlar açısından ağırlıkla 'eğlence' anlamını taşıması çok çarpıcı. Bunu üçe ayırarak izah etmek mümkün. 1) Göbek olarak 'hayran' sözcüğünü, göbek atma daki durum, eğlenirken göbek atma, aşık-maşuk oyunundaki göbek oyunu gibi düşünebilirsiniz. 2) Hayran sözcüğünün 'şenlik' anlamındaki eğlence ifadesi olarak yılda bir kez yapılan tüm insanların toplanabildiği katılımlı eğlence-şenlik ( buna o dönem binlerce yıl önceki hal ile ritüel tabanlı ortaklaşa eğlence diyebiliriz ). 3) Bu tarz bir eğlencenin geniş ölçekli tanımında bir hayvan kurbanı ve kurbanın topluca paylaşılarak tüketilmesi ritüeli de anlamda yüklü olmalı, yani bugünkü tabirimizle 'HAYIR'. Kafkasya'da, Azerbaycan'da, İran'da, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde, Irak'ta, Suriye'de bu anlamda ritüellerin gerçekleştiği yerlere ortak bir isimlendirmeyle, 'ZİYARET' denilmektedir. Pek çok vardır. Bazıları tepelerdedir. Bu tepeler 'ziyaret tepesi' olarak bilinirler. Hala bu ziyaretlerde kurbanlar , adaklar kesilir, hayırlar dağıtılır.

Anadolu'da Hayrabolu adında olduğu gibi Hayran, Hayra, Hayır adı; pek çok yerleşme ve coğrafi mıntıka adında bulunmaktadır. 'Bolu' sözcüğü de Kelt sözlüğünde, mide, karın ( yemek ile ilgili olarak) anlamlı bir sözcük olduğu tanımlanmıştır. Bolu'nun, Galatların ( Keltlerin) doğal yayılım alanında olduğu düşünülürse, hem Bolu adının hem Hayrabolu adının tartıştığımız etimolojiye destek veren örnekler olduğu anlaşılacaktır.

Göbeklitepe kazı alanının halk arasında bilinir adları; 'ziyaret tepe' ve 'Göbeklitepe' olagelmiştir. Göbeklitepe adı tam olarak çözümlenememiştir. Türkçe düşünüşle bu isimlendirmenin fiziken göbek olabilmesi şişmanlık vasfı hariç herhangi bir insan bünyesindeki göbek tarifine uygun olması gerekirdi. Böyle bir uyum sözkonusu değildir. Şişman bir göbek görünümünün sırtüstü yatan bir kişinin görünümüne izafeten verildiğini düşünmek bilimsel olarak açıklanamaz komiklikte bir varsayımdır. Göbek çok yakın olasılıkla anlam çevirisi bir sözcük olarak kullanılmış olmalıdır. 'Hayrantepe' denilse yeridir. Kaynaklara daha detaylı bakılsa belki de böyle bir isim de vardır, bilemiyoruz. Ancak Göbeklitepenin bir ritüel alanı, bir şenlik alanı, bir kurban alanı olduğu şimdiye kadarki kazı sonuçlarından kesinlikle söylenebilir. Mezarlık, ölü gömme, ya da benzeri bir alan olmadığı da bu varsayımla birlikte kesinlikle söylenebilir. Bu isimlendirmeye bir başka kanıt da Yunanistan'dan verebiliriz. Dellos adası tapınağı 'bilicilik merkezi' olarak MÖ devirlerde de meşhurdu. Kreusos bile Kyros ile savaşından önce Dellos adası Delphie Tapınağı bilicisine danışmıştı. Adadaki Tapınak alanı önündeki ritüel toplanma alanının adı ' göbekli tepe' dir. (λόφος του ομφαλού - lófos tou omfaloú ) Bu isimlendirmenin tesadüf olmadığı açıktır. MÖ 9. yüzyıl döneminde özellikle kadın köle alışverişi stok merkezi olarak kullanılan Dellos adasına tapınak yapılması için kullanılmak amacıyla; Sinop limanından yüklenen malzemeler içinde 'serapis kültü' materyallerinden, üç başlı yılanlı sütun da vardı. Roma imparatoru I. Konstantin kendi adıyla anılacak şehri kurarken Atmeydanına dikilecek sütunlardan birini de Dellos adasından getirtmişti, 'üç başlı yılanlı sütun'. Günümüze parçalanmış halde ulaşan halen İstanbul'da olan bu sütunu ve pek çok tapınak unsuru materyali Anadolu kıyılarındaki limanlardan taşıyan Greek'lerin, Anadolu'da bilinen adlandırmalardan da yararlanmış olması ve 'Göbeklitepe' adını da Delphie tapınağı kompleksine taşımış olmaları çok mümkün.

Bu nedenle Göbeklitepe; ''HAYRANTEPE'' nin tercümesi bir isimlendirmedir diyebiliriz. Göbeklitepe çalışan bütün araştırmacılara ve Bilim insanlarına kök anlamıyla birlikte önerilir.

NOT: Alıntılar ve Sözlük taramaları için  http://dbpedia.org sitesinden faydalanılmıştır.


 

Şaban TAŞCI

05-11-2020

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Corona tedavisinde anında bağışıklık kazandıracak
Corona tedavisinde anında bağışıklık kazandıracak
Gelecek'te Soma Ali Çırak'ın
Gelecek'te Soma Ali Çırak'ın