CHP'li Özel'den "Kanal İstanbul" açıklaması

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Kanal İstanbul tartışmasına ilişkin olarak, “Bu iktidarın sonu gelmektedir. Bunu Cumhurbaşkanı bilmektedir. İstanbul’un bağrına bu hançeri saplayanları unutmayız" dedi.

CHP'li Özel'den

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Kanal İstanbul tartışmasına ilişkin olarak, “Bu iktidarın sonu gelmektedir. Bunu Cumhurbaşkanı bilmektedir. İstanbul’un bağrına bu hançeri saplayanları unutmayız. Bu müteahhitlerin parasını ödemeyiz. Devlette devamlılık esastır cevabını veriyorlar. Dış politikada, kalkınmada, hukuk devletinde devlette devamlılık esastır. Ama rüşvette, yolsuzlukta, liyakatsizlikte, peşkeşte devlette devamlılık olmaz. Buna son vermek olur. Talanda devamlılık olmaz. CHP iktidara geldiğinde bu talanı da bu peşkeşi de bu çevre faciasını da durduracaktır. CHP geldiğinde kendisine siyasi jest olarak verilen sonra rüşvet olduğu anlaşılan Katar uçağının içine, Sakarya’daki Tank Palet’e getirilen Katarlı mühendisleri, komutanları bindireceğiz, uçağı Katar’a yollayacağız. Uçağınız sizin olsun, Tank Palet bizimdir diyeceğiz. Devleti düzeltmeye iktidara geliyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

İDDİANAME BİR UTANÇ VESİKASIDIR

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Manisa İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, 21 Nisan’da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik bir şehit cenazesinde yaşanan linç girişimine ilişkin iddianamenin hazırlandığını belirterek, “Normal şartlarda cumhurbaşkanına hakaret gibi konularda bile dakikalar içinde gözaltı işlemi yapılıp, iddianameler hazırlanırken, bugüne kadar bir iddianame çıkmamıştı. Bunu bütçe görüşmelerinde sormuştuk. Mahkeme tarafından kabul edilen iddianameye baktığımızda, iktidarın neden bütçe görüşmelerinin sonrasına bıraktığını anlatmaktadır. İddianame bir utanç vesikasıdır. Genel Başkanımıza yumruk atan şahsın yaptığı eylem ‘hakaret’ olarak nitelenmekte, linç girişimine de ‘protesto’ denmektedir. Geçmişinde hırsızlık olan, sabıkalı saldırgan korunmakta, 3 yıl gibi bir hapis cezası istenmektedir. Linç girişiminden suçlanmadıktan sonra uygulanacak olan indirimler, ceza… En sonunda bir cezasızlığa dönüşecektir. Ülkenin anamuhalefet partisine linç girişimini protesto gösterisi olarak niteleyen akıl, bugün Türkiye’yi yöneten akıldır. Milli Savunma Bakanı oradaki saldırganlara, ‘Dağılabilirsiniz arkadaşlar, mesajınız alındı’ diyerek linç girişimini meşrulaştırmıştır. ‘O evi yakın’ nidaları duymazdan gelinmiştir. Devlet, linç girişimini sahiplenmektedir, AKP saldırganın eylemini meşrulaştırmaktadır. Verilen mesaj buysa, buna teslim olmayacağımızı herkesin bilmesi gerekir. Olay yaşandığında olayı engellemeyen, tedbiri almayan ve eylemi meşrulaştıranları, saldırganın elini öpenleri, onları partide tutanları unutmayız. Bunun hesabını günü gelince hukuk içerisinde sorarız” ifadesini kullandı.

TALANDA DEVAMLILIK OLMAZ

Özel, Kanal İstanbul tartışmalarına ilişkin olarak, “Büyükşehir Belediye Başkanımız, İstanbul’un son seçilmişidir. Kanal İstanbul’a ilişkin belediyeye 2018 yılında imzalattırılan protokollerden çekildiğini açıklamıştır. Kanal İstanbul’u yapanlar, halk desteğini 23 Haziran’da kaybettiler. İstanbul’u 25 yıldır kendisi yöneten ya da atadıklarına yönettiren Recep Tayyip Erdoğan’ın kararı tek başına verme hakkı yoktur. İstanbul yerel yönetimi protokolden çekilmiştir. Hukuka, akla, bilime uygun yönetim anlayışının gereği TMMOB bir komisyon oluşturdu. 20 bin futbol sahası kadar yer kazılacak, İstanbul’un yüzde 29’unun suyunu veren Sazlıdere Barajı ortadan kalkacak, yapmayın deniliyor. Biz bunlara bakarak Kanal İstanbul’a karşıyız. Kanal İstanbul’u savunanlar bir algı operasyonuyla CHP’ye saldırıyorlar. Bu iktidarın sonu gelmektedir. Bunu Cumhurbaşkanı bilmektedir. İstanbul’un bağrına bu hançeri saplayanları unutmayız. Bu müteahhitlerin parasını ödemeyiz. Devlette devamlılık esastır cevabını veriyorlar. Dış politikada, kalkınmada, hukuk devletinde devlette devamlılık esastır. Ama rüşvette, yolsuzlukta, liyakatsizlikte, peşkeşte devlette devamlılık olmaz. Buna son vermek olur. Talanda devamlılık olmaz. CHP iktidara geldiğinde bu talanı da bu peşkeşi de bu çevre faciasını da durduracaktır. CHP geldiğinde kendisine siyasi jest olarak verilen sonra rüşvet olduğu anlaşılan Katar uçağının içine, Sakarya’daki Tank Palet’e getirilen Katarlı mühendisleri, komutanları bindireceğiz, uçağı Katar’a yollayacağız. Uçağınız sizin olsun, Tank Palet bizimdir diyeceğiz. Tank Palet fabrikası biz iktidara geldiğimizde Katarlılarda kalacaksa, biz niye iktidara geliyoruz. İstanbul’un sonunu getirecek kanala devam ediyorsak, niye iktidara gelelim arkadaş. Devleti düzeltmeye iktidara geliyoruz. Cumhurbaşkanı seçimleri kaybedeceğini anlamış, yandaşa çektiği peşkeşin devamını sağlamak için bizi sıkıştırmaya çalışıyor. Vallahi de ödemeyeceğiz, billahi ödemeyeceğiz. Başlanmaması için elimizden gelen bütün mücadeleyi yapacağız” değerlendirmesinde bulundu.

İKİNCİ BİR SURİYE BATAKLIĞI

Özel, Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik’in, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerine, “CHP’nin ne geçmişinde ne bugününde bir gayrımililik göremez. Nasıl milli olduğumuzu görmek isteyen Lozan’ı yapan İsmet Paşa’ya baksın, Kıbrıs Barış Harekatı’nı yapan Bülent Ecevit’e baksın, 1 Mart tezkeresini geri püskürten Deniz Baykal’a baksın, bugün Tank Palet için mücadele veren, Türkiye’nin çıkarları aleyhine atılan her imzanın karşısında duran Kemal Kılıçdaroğlu’na baksın. Libya ile münhasır ekonomik bölge anlaşmasına destek verdik ancak arkadan Libya’ya asker göndermek için anlaşması getiriyor. Karışmış, birbiriyle çatışan ve Mehmetçiğimizin güvende olmayacağı bir bölgeye asker göndermek istiyor. Mehmetçiği Libya’daki karışıklığın içine koymaya çalışıyor. Buna karşıyız. Libya’da taraf olmak Türkiye Cumhuriyeti’nin lehine değildir. Bu anlayış Türkiye’yi ikinci bir Suriye bataklığına sürükler. Atatürk’ü biraz anlamış olsalar, Atatürk’ün komşunun içişlerine karışmama, komşunun toprak bütünlüğüne saygılı olma ve komşudaki devlet dışı unsurları muhatap almama gibi üç altın kuralı terk etmezlerdi. Suriye’de terk ettiler, perişan olduk. Şimdi Libya’da yapmaya çalışıyor, bunun sonu felaketi olur. Atatürk’ün o zaman Libya’ya gittiğini anlatıyor Erdoğan. Libya o zaman Osmanlı toprağıdır, Atatürk de bir Osmanlı subayıdır. Atatürk, vatan toprağını savunmaya gitti. Bugün bir bataklığın içine hem de taraf olmanın hata olduğu bir stratejiyle gitmekle, Atatürk’ün vatan toprağını savunmasını birbirine benzetmek, tarihi bilmemektir, tarihi çarpıtmaktır” diye konuştu.

AİLE YA DEVLETTEN ELİNİ ÇEKECEK YA DA ELEŞTİRİYE TAHAMMÜL EDECEK

Özel, Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik’in “aile devleti” tanımlamasına itiraz ettiğini anımsatarak, “Aile devleti terimini biz çıkarmadık. Biz parti devleti diyorduk. Bir partinin devletleşmesine itiraz ediyorduk. Aile devleti tanımlaması partililerinize aittir. Devleti artık bir aile yönetiyor diyorlar. Bu yüzden AKP doğum sancıları çekmekte, bir değil iki parti doğurmaktadır. Herkes şunu bilmektedir. Böyle devlet yönetilmez. Devletin başında hem cumhurreis hem aile reisi, çevre politikalarının başında Hanımefendi, savunma sanayinin başında bir damat, hazinenin başında diğer damat. Kızınız KADEM’in başında kadın ve aile politikalarına bakacak, oğlunuz da TÜRGEV üzerinden milli eğitime ayar verecek. Böyle bir yönetim yok. Bütün ilişkileriniz aile üzerine. Dün açılış töreninde devletin bakanının yerini gördük. Böyle protokol olmaz. Cumhurbaşkanı Yardımcısı, aileden sonra duruyor. Konuyla ilgili bakan en kenarda kalmış. İHA’nın SİHA’nın üretiminden falan rahatsız olan yok. Her işi ailenin yapmasından bahsediyoruz. Onu damat parantezine alan biz değiliz. Bütün aileyi siyasete ve devlet yönetimine sokarsan aileyi eleştiri alanının içine alırsın. Kemal Kılıçdaroğlu’nun oğlu, eşi, gelini nereyi yönetiyor? Bizim içimizde bir aile yönetimi olsa, siz de aileyi eleştirmeye hakkınız olur. Bizim eleştirdiğimiz ailenin aile yapısı değil, o aileye devletin yönettirilmesidir. Bu kadar geniş bir alanı eleştiri sınırları dışında tutmak kurnazlıktan başka bir şey değildir. Ya aile devletten elini çekecek, ya da eleştiriye tahammül edecektir” diye konuştu.

HİÇBİR CHP’Lİ BELEDİYENİN KENT SUÇUNA ALET OLMAMASI GEREKİR

Özel, eski Ankara Milletvekili Sinan Aygün ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında bazı iddialar olduğunu belirterek, “Ankara’da Sinan Aygün’ün iddiaları bizzat Sinan Aygün tarafından çürütüldü. Bir rüşvetten hatta irtikaptan bahseden iddialarda bulunmuştu. Sinan Aygün bizden önceki belediye döneminde almış olduğu iki katlı bir ayakkabı fabrikasını iki gökdelene dönüştürecek imar planını alırken, plan tadilatına bir de ilkokul yapılacağı konmuş, buna göre binayı yapmış ama okulu yapmamış. Ruhsat isterken kendisine okul hatırlatıldığında bu sözünü en sonunda teyit etmektedir. İmar değişikliğini yapan, ruhsatı veren biz değiliz. O bina ne olursa olsun bir kent suçudur. CHP, kent suçlarını okul yaptırarak, kreş yaptırarak meşrulaştırılmasına karşıdır. Geçmişteki plan tadilatı ve okul yaptırılacak sözü kamu yararına takip edilmektedir. Hiçbir CHP’li belediyenin kent suçlarına alet olmaması gerekir. Mansur Yavaş, bu kent suçunu işleyen kişi değildir. Kimse, aynı cümle içinde CHP’li bir belediye başkanı ve rüşvet kelimelerini geçirmeye kalkmasınlar, mahcup olurlar. Bugün Sinan Aygün’ün ağzında şu ifade var: ‘Ben bu belediyeden bir şey alamam. Çevre Bakanlığı’na sığınıyorum’. Kamu kaynaklarının korunması için bu kadar hassas bir konuda ve bunların yaşanacağı ortadayken ve birileri tarafından fırsat kollanırken, kamunun kaynağını kimseye peşkeş çekmedik, Çevre Bakanlığı’nın da bu duyarlılığı göstermesini bekliyoruz” ifadesini kullandı.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Selçuk Özdağ'dan bağış kampanyasına eleştiri
Selçuk Özdağ'dan bağış kampanyasına eleştiri
EPDK’dan elektrik ve doğalgaz faturası kararı
EPDK’dan elektrik ve doğalgaz faturası kararı