Tarihi çarpıtarak anlatmak en büyük talihsizliktir
Hakan Özen

Tarihi çarpıtarak anlatmak en büyük talihsizliktir

Reklam

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşmasının üzerinden 94 yıl geçmesine rağmen hala tartışmalar devam ediyor. Halbuki Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Lozan’ı eleştirebilmek veya atıfta bulunmak için önce Lozan’ı ve tarihsel süreci iyi anlamak gerekiyor. Lozan’ı tam anlamadan, Türkiye’nin hangi şartlardan nerelere geldiğini kavrayamadan Türkiye’nin geleceğine ışık tutamayız. Her şeyden önce Lozan’ı o şartlar ve zorluklar içerisinde zafer ya da hezimet değil imzalanan önemli bir uzlaşma olarak kabul etmek gerekiyor…

    Her ne kadar Lozan Antlaşması’nın tarihi 24 Temmuz 1923 olarak geçse de tam olarak yürürlüğe girme tarihi 6 Ağustos 1924’tür. Bu tarihsel sürecin neden bu şekilde işlediğini ve bu sürece kadar nelerin yaşandığını özet olarak atlatmakta yarar görüyorum. Bağımsızlık mücadelesinde büyük bir kahramanlık örneği gösteren başta Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve ona inanan milletimiz bu mücadeleyi verirken belki silahları yoktu, paraları yoktu, cephaneleri yoktu ama koskoca yürekleri, inançları ve önlerine koymuş oldukları istiklal zaferi ve tam bağımsız Türkiye hedefleri vardı. Bu hedef ve kararlılık önünde Erzurum, Sivas, Amasya kongrelerinin ardından yurdun dört bir köşesinde, “Ya istiklal ya ölüm” denilerek büyük bir zafer gerçekleşmiş, Yunan askeri İzmir’den denize dökülmüştü. Bu zaferin ardından Bir yandan Kuvayı Milliye ruhuna sahip çıkan Türk milletinin dirençli ve kararlı bağımsızlık mücadelesi öte yandan İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un savaş isteği yaşananları tam anlamıyla bir muammaya çevirmişti. Curzon savaş istiyordu istemesine ama İngilizlerin asker sıkıntısı çektikleri gün gibi aşikardı. Kendilerine bağlı sömürge ülkelerinden asker istiyorlardı ama bu istekleri boşa çıkıyordu. Dönemin Başbakanı Lloyd George savaş için İngiliz Milletvekillerini ikna edemiyordu, böylece bir Savaş ilanı yapamıyorlardı. Daha sonra George bu yenilginin sebebinin kendisi olmadığını söyleyerek kendisini aklamaya çalışacak, İngiliz Milletvekillerini korkak olmakla suçlayacaktı.

    Tüm bu yaşananlar ve gelişen hadiseler neticesinde 23 Eylül 1922 günü İngiliz Bakanlar Kurulu Doğu Trakya'yı Türkiye'ye terk etme kararı vermiş Mustafa Kemal Paşa İngilizleri Mudanya'ya görüşmeler için çağırmış, Mudanya Mütarekesi imzalanmıştı. Bu anlaşma Lozan’ın kapısını açmak için önemli bir adımdı. Türkiye Kurtuluş savaşında elde ettiği askeri zaferin ertesinde Mudanya mütarekesiyle bir siyasi zafere de imza atıyordu. Bu anlaşmanın hemen arifesinde Lloyd George istifa ediyor, Meclis Saltanatı kaldırıyordu. Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milleti’ndi artık. 28 Ekim 1922 tarihinde Emperyalistler Türkleri Barış konferansı için Lozan'a davet ettiler. Mustafa Kemal Paşa Lozan’a İsmet Paşa ve heyetinin gitmesine karar vermişti. Hatırlatmakta fayda görüyorum; İngilizler Lozan'a İstanbul Hükümetini de çağırıp ikili görüş farklılığından yararlanarak tekrar yumuşak Sevr'i onaylatmak istiyordu bu nedenle Meclis Saltanatı kaldırmıştı. Artık eski meclis yoktu, Türkiye Meclisi vardı. Lozan’da ki görüşmelerde Türk heyetinin kendine olan güveni belli oluyor ve Misak-i Milli sınırlarının çizilerek kapitülasyonların kaldırılmasını istiyorduk. İsmet İnönü Paşa artık Türkiye’nin eski Türkiye olmadığının altını çiziyor Ege sorununu ve ekonomik siyasal hukuki bazı sorunları çözmek istiyordu. Şayet bunlar olmazsa Lozan’dan çekileceğini açıklıyordu. Curzon’da İnönü’nün bu önerilerini kabul etmiyor. Türklerin zafer kazanmadığını Sevr'in onlar için bir lütuf olduğunu söylüyordu. İngilizler Türkleri kazanan bir millet olarak görmeyi reddediyorlar, “İngilizler yenildi” sözlerini söyletmek istemiyorlar, özellikle Kapitülasyonları kaldırmayı reddediyorlardı.

    Osmanlı devleti yenildiği için Lozan'a katılan diğer milletler de İngilizlerden yana çıkıyor, ''Siz yenildiniz Yumuşak Sevr’i kabul ediniz'' diyorlardı. İstanbul'un boşaltılması ve Musul sorununda anlaşamayan Türkiye konferanstan çekildi ''Savaşa giriyoruz'' manşetleri atılmaya başlandı. Mustafa Kemal Paşa ise ne pahasına olursa olsun Türkiye’nin tam bağımsız olacağına inanıyordu; Türk Ordusuna hazırlanın talimatı verildi. Atatürk Mecliste ki konuşmasında, ''Musul'u istiyorsak gidip savaşıp almamız gerekecek. Ancak İngilizler ile savaşa girdiğimizi unutmayalım'' demişti. Türkiye Büyük Millet Meclisinde ki mebuslar ve Mustafa Kemal’e yakınlığıyla bilinen silah arkadaşları yeterli teçhizat ve ekonomik kaynağın olmayışını gerekçe gösteriyor savaşa girmek istemiyorlardı. Diğer taraftan İtilaf devletleri de rahat değillerdi. Savaşın yorgunluğunu yeni bir savaşla giderilemeyeceğini savunuyorlardı. İtilaf devletlerinin halklarında işçiler greve gidiyor Halk “Savaş istemiyoruz” diyerek tepkisini ortaya koyuyordu. Tüm bu yaşananlar neticesinde taraflar bir kez daha masaya oturarak 23 Nisan 1923’de görüşmeler yeniden başlamış ve bazı konularda anlaşma sağlanınca 24 Temmuz 1923’te Lozan İmzalanmıştır. Ancak yürürlüğe girmesi 6 Ağustos 1924 tarihidir.

     Ben bu noktada yok şu bunu söyledi; yok, şu neden böyle yaptı diye bir tartışmaya girmek istemiyorum ama bazı gerçeklerin ve Lozan’ın iyi anlaşılmasından yana olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir vatandaşı aynı zamanda basın mensubu olarak bam teline dokunmadan geçemeyeceğim. Bazı kesimler; “Lozan Antlaşmasıyla Adalarımızı bıraktılar. Vatan toprağını sattılar!” diyorlar. Öncelikle cevabım onlara; 12 adalar Uşi Barış Antlaşması 18 Ekim 1912’de İtalya Krallığı ile Osmanlı İmparatorluğu arasında Trablusgarp Savaşından sonra imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Uşi Lozan şehrinin bir semti olup, Yazımızın ana konusu olan Lozan Anlaşmasıyla karıştırılmaması için Uşi antlaşması olarak tarihe geçmiştir. Bu antlaşma 2. Abdülhamit döneminde yapılmış olup Osmanlı İmparatorluğunu Türkler adına Mehmet Nabi Bey ile Fahreddin Bey temsil etmiş. İmzalanan Antlaşma sonunda 12 Adalar İtalyanlara bırakılmıştır. Türkiye Devleti ileriki süreçte 12 Ada’da hak ilan etmiş ancak alamamıştır zaten neyle alacaksınız? İstanbul bile işgal altındaydı. Hadi bunu geçtim İtalyanlara nasıl savaş ilan edeceksiniz? İtalya zaten Antalya’dan çekilmişti. Üstelik Mudanya sırasında İngilizlere destek vermemişlerdi. O zamanda değil 12 adayı almak Trakya'yı aldığımıza dua etmeliyiz. Çünkü ayağa giymeye ayakkabımız dahi yoktu…

   Lozan’ı dillerine dolayan bazı kesimlerin ve sözde tarihçilerin yine, “Kemalistler Musul’u almadan bıraktı” sözlerine de değinmekte yarar görüyorum. Türkler tarih boyunca Musul Kerkük’e sahip olma isteğinde olmuşlardır. Ancak Musul’u almak için verilen uğraşlar hem askeri hem de siyasi bölgede Kürt aşiretlerinin isyanı ve feodal düşünce sisteminin isyan etmesi sonucu aksamış olup Lozan’la pek sanıldığı gibi çok yakından bir ilgisi yoktur. Tarih rastgele yazılmaz, yazılamaz. Kaldı ki bazı sözde tarihçiler, “Lozan’da gizli anlaşmalar yapıldı. Lozan’da yer altı kaynaklarımızı, madenlerimizi işletme hakkı elimizden alındı. Yani ne kömür ne de petrol çıkarabiliriz. Bunları çıkarma yetkisi İngilizlerin elindedir” diyorlar demesine ama Türkiye’de en çok kömür artışının Atatürk zamanında yapıldığını ne çabuk da unutuyorlar…

    Hangi hedefi koyarsak koyalım tarihi anlayamaz ve gerçekleri bilmek istemezsek tüm bu hedefler havada kalır. Madem birilerinin iddia ettiği gibi Lozan bir zafer değil bir hezimet; o zaman İngiliz komutanlar neden Lozan’ı bir utanç anlaşması olarak kabul ediyorlar? Peki neden bu tartışmalar yaşanıyor, niye tarihi tam olarak tüm gerçekliğiyle bilmeden tarih, kişi ve yaşananlar kötülenmek isteniyor? Bunun en başlıca sebebi burada isim vermek istemiyorum ama gençlerimizin tarihi öğrenme çabalarının “sırf bizden birileri tarihi anlatsın” mantığıyla ehliyetli ve liyakatli kişilerden ziyade ne olduğu belirsiz kişiler tarafından tarihin anlatılıyor olmasıdır. Her şeyden önce şunu kafamıza sokmamız gerekiyor; Tarih belgeyle yapılır. Türk tarihi de birilerinin öne sürdüğü gibi 100 yıllık da değildir. Bu topraklar üzerinde onurumuzla, namusumuzla yaşıyor, Türk ve Müslüman olmaktan gurur duyuyorsak 5 Bin yıllık şanlı bir tarihe de sahip olduğumuzu bilmemiz ve inanmamız gerekiyor. Bu nedenle Selçuklu’yu da, Osmanlı’yı da Cumhuriyet’i de aynı oranda kabul etmeli ve sahiplenmeliyiz. Üzerine basa basa bir kez daha ifade ediyorum ki tarihimizi araştırmalı, bilmeli ondan sonra da gerçek tarihi savunmalıyız. Bunu yaparken de birilerinin hatırı için geçmişimize sövmemeliyiz. Saygılarımla…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Manisalı genç cimnastikçiden Tunus'ta altın madalya
Manisalı genç cimnastikçiden Tunus'ta altın madalya
Yunusemre Güreş Festivalinde 400 pehlivan kıspet kuşandı.
Yunusemre Güreş Festivalinde 400 pehlivan kıspet kuşandı.