AKP, FETÖ davasını doğru yönetemezse kendi sonunu hazırlar
Mustafa Toygar

AKP, FETÖ davasını doğru yönetemezse kendi sonunu hazırlar

Reklam

FETÖ ya da benzeri cemaatlerin, devlette kadrolaşarak ülkeyi ele geçirme planlarını, yirmi küsur senedir nasıl yanlış buluyor idiysek bugün de farklı düşünmüyoruz.

17-25 Aralık ile 15 Temmuz olayları sadece, durumun bizim tahminlerimizden çok öte vahametini anlatması bakımından önemlidir. Bu olaylar olmasa dahi, devlette bu tip yapılanmanın yanlışlığını yirmi küsur yıldır bir şekilde anlatıyoruz. Anlattığımız için de FETÖ’cülerin mağduru olduk.

FETÖ ile mücadelede bir kategori belirlemek gerekir sanırım:

FETÖ’cüler

Darbeciler

Darbeci FETÖ’cüler

Kripto FETÖ’cüler

17-25 Aralık 2013 ile başlayan ve 15 Temmuz’a kadar sürdürülen, FETÖ Terör Örgütü ile bir mücadele vardı. Her ne kadar bu mücadelede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yalnız bırakıldığı gerçeğini de

bir kenara not etmek gerekiyor. İşte bu mücadele 15 Temmuz hain kalkışması olmasaydı dahi Türk Devletinin bekası gereği daha kapsamlı sürdürülmelidir.

Devlet, milletin tüzel kişiliğidir, hukukudur. Meşru devleti ortadan kaldırmaya yönelik bir yapılanma, doğrudan milletin hukukuna saldırıdır ve hiçbir surette kabul edilemez.

FETÖ ya da benzeri örgütleri devletten uzak tutmak, varsa devleti bu yapılardan arındırmak, devleti yönetenlerin en önemli vazifeleri arasındadır. Üstelik bu yapılarla mücadele, milletin hukukunu koruma adına sonsuza kadar da sürdürülmelidir.

Osmanlı’nın güçlü olduğu dönemlerde; tarikat, tekke, cemaat gibi yapılar devletten uzak tutulmuştur. Evet, onlara belirli bir özgürlük alanı verilmiştir ve zaman zaman onların fikirlerinden istifade de edilmiştir. Ehliyet, liyakat gayrımüslim dahi olsa esas alınmıştır. Ne zaman ki bu ilkelerden vazgeçilmiş, Osmanlı Devleti gerilemeye başlamıştır. Devletin dini adalettir. Dinin de temeli adalettir.

Darbe ise fiili bir durumdur, farklı değerlendirilmelidir. Darbeyi yapanlara, katkı sağlayanlara; “sen FETÖ’cü müsün” diye sormanın bir mantığı yoktur. Bu ihanete kalkışanların sıfatları ne olursa olsun, aynı suçu işlediklerinden cezaları da farklı olmayacaktır.

Darbeye kalkışanların savcılık ifadelerine bakıyoruz; “Ben FETÖ’cü değilim “ diyor. Ne farkeder, sen darbeye katıldın mı, katılmadın mı? Muhakkak ki darbeye katılanların hepsi FETÖ’cü değildir. Ancak bu hiçbir şeyi değiştirmez.

Yani; darbeye, kalkışma girişimine katılanlar, 249 vatandaşımızı şehit edenler, FETÖ’cü olmadıklarını ispat ettiklerinde serbest mi kalacaklar. İhanet ihanettir, haine kimliği sorulmaz.

Ancak, kişi FETÖ’cü değil, 15Temmuz’a da iştirak etmemişse zaten masumdur.

Tabi burada önemli bir detay var; FETÖ Terör Örgütünün 17-25 Aralık 2013 tarihlerindeki başarısız darbe girişimini atlamamak gerekir. Bu tarihten itibaren üzerindeki masumiyet örtüsü kalkmış, örgütün gerçek yüzü ortaya çıkmıştır.

İşte burada FETÖ Terör Örgütünün mensubu olmak önem arz ediyor. 17-25 Aralık 2013’ten sonra örgüte yardım ve yataklık yapmış, lojistik destek sağlamış, ortam hazırlamış iseniz, o vakit kusura bakmayacaksınız.

Bir de kripto FETÖ’cüler var. Bunlar 40 yıl boyunca devleti yönetenleri ve milleti kandırmış, bu yapının en tepesinde görev almışlardır. Şimdi televizyonlara bakıyoruz hepsi de FETÖ karşıtı bir tutum sergiliyorlar. Bunların kandırma konusunda bir tane değil bin tane Oscar alacak performans gösterdiğini tüm dünya görmedi mi? Bunlara; inanır, güvenir, kanarsak Türkiye’nin başı beladan kurtulmaz. 17/ 25

Aralık’ta FETÖ’cüler başarılı olsaydı bunların pozisyonu ne olacaktı? Televizyonlara çıkıp “vatansevermiş” gibi rol yapmasınlar, tam aksine 249 şehidimizin vebalinden kurtulmak için 7/24 saat Allah(cc)’a tövbe istiğfar etsinler.

Böyle bir tasnif yaptıktan sonra, soruşturma aşamasında da dikkat edilmesi gerekli hususlar vardır.

Bir defa yeni bir format atacaksınız. Bu formatla soruşturmaların sulandırılması ve toplumda gerginliğe sebebiyet verecek durumların ortaya çıkması muhtemeldir.

İlk önce önceliklerin belirlenmesi gerekiyor:

1 -Darbeye katılanlar… Bunları da illa tasnife tabi tutmak gerekirse; emir verenler ve emri yerine getirenler şeklinde ayırabiliriz.

2 -Darbeye, lojistik dâhil her tür katkı sağlayanlar

3 -Devletin kritik kadrolarında saklanan FETÖ’cüler

4 -Devletin kritik olmayan kadrolarında saklanan FETÖ’cüler

5 -Devlette görev almayan FETÖ’cüler.

Peki, bu öncelikler takip ediliyor mu?

Türkiye, öncelikle enerjisini darbecilere, darbeye destek verenlere harcamalıdır.

FETÖ ile mücadelede ise öncelik, devletin kritik kadrolarında saklananlara karşı olmalıdır.

Ancak bugünkü soruşturma formatı; Bylock kullananlar ile Bank Asya’da hesabı olanlar FETÖ’cü kabul edilerek işlem yapılıyor.

Bir arkadaşın oğlu evine gelen bir misafire internetinin şifresini veriyor, o vatandaş da kendi telefonundan Bylock’a giriş yapıyor. Bu sebepten 8 ay tutuklu kalmış. Tabi aile perişan olmuş çocuklarını aklamak için. Neticede MİT devreye giriyor ve o internetten Bylock’u kullanan vatandaşı buluyor da, arkadaşın oğlunu serbest bırakıyorlar. Maalesef bu örneklerin sayısı hiç de az değildir.

1nci ve 2nci grupta olanlar elbette tutuklu olarak vatana ihanetten yargılanmalıdırlar.

3ncü grupta olanlar derhal görevden uzaklaştırılmalı ve yargılanmalıdırlar. Bu gruptakiler de tutuklu yargılanabilirler.

4 ve 5nci grupta olanların tutuklu yargılanmalarına gerek var mıdır? Soruşturulsun, yargılansın ama bu insanların arasında çokca masum insanların olduğu da görülüyor. Bu insanlar yurt dışı yasağı ile pekala tutukssuz yargılanabilirler.

Damatlar meselesine girmek istemiyorum ancak büyük ortak Devlet Bahçeli’yi bile çok fazla kızdırdığına göre toplumun adalete güvenini sarsıcı bu tür kararlardan kaçınmak gerekiyor.

Bizimkisi dostça uyarılardır…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Başkan Çerçi'den Manisa Tugay Komuta'na ziyaret
Başkan Çerçi'den Manisa Tugay Komuta'na ziyaret
Muay Thai'de altın kemer Şehzadeler'in
Muay Thai'de altın kemer Şehzadeler'in