Türkçe bizim varlık sebebimizdir
Yavuz Bülent Bakiler

Türkçe bizim varlık sebebimizdir

Reklam

Liseden 1955 yılında mezun oldum sonra, yüksel tahsil için, Ankara Hukuk Fakültesine kaydoldum.

1955 yılında, bir topluluk önünde, irticalen, beş dakika bile konuşma kabiliyetim yoktu. Birkaç cümleyi duraksamadan ve ikide bir, şey, yani, tamam mı, atıyorum, anladın mı, ondan sonra… gibi kelimeleri söylemeden konuşamıyordum. Bu çarpık çurpuk cümle başlarında ve sonlarında ikide bir: eee!, aaa!, ııı! gibi sesler çıkarıyordum. Bu beceriksizliğimden çok utanıyordum ama bu çirkinliklerden nasıl kurtulacağımı katiyen bilmiyordum.

Bir gün bir dergide, Namık Kemal’in bir yazısını gördüm. Diyordu ki; “İnsan cemiyetlerinin gelişmesi dil ve edebiyatlarının ilerlemesine bağlıdır. Mezhep, din, milliyet ayrılıkları, ticaret, ziraat, sanat sahalarındaki Osmanlı’nın çöküş sebebi değil, neticesidir, asıl sebep, dildeki kusurdur, Osmanlı’nın çöküş sebebi dildeki kusurdur, geriliktir. Osmanlı’nın çöküş sebebi dildeki bozukluktan doğmuştur. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, bizde de, insanlar, kelimelerle konuşurlar. Hafızalarında yeterli miktarda kelime olmayan insanlar ellerine aldıkları bir kitabı, okuyarak anlayamazlar. Sonra, karşılarında konuşan kimselerin açıklamalarını kavrayamazlar. Sonra, kendilerini ifade edemezler. Aydınlıklara çıkış yola, önce, kelime dünyamızı zenginleştirmekten geçer.

Namık Kemal’in yazısını, bir daha, bir daha okudum. Anladım ki, benim bir topluluk önünde, kağıda kitaba bakmadan, düzgün cümlelerle konuşamamam, kelime hazinemin zayıflığından kaynaklanmaktadır. Bu da okumamaktan doğmaktadır. Kelimeler de kitaplarda bulunmaktadır. Çıkış yolu okumaktır.

Doğrusu, ciddi ölçüler içinde okumaya, kitaplarla beraber olmaya fakültenin birinci sınıfından itibaren başladım. Okudukça, çok cahil bir kimse olduğumu gördüm. Cehaletimden utandım. Cehaletimden sıyrılmak için, daha çok, daha çok, daha çok okudum.

Okudukça yeni yeni kelimelerin hafızamda çiçekler gibi açılıp, saçılmaya başladığını gördüm. Daha çok, daha çok okudum. Sonra hafızamda yeterli miktarda kelimeler yığılmaya başlayınca, ben bir topluluk karşısında öyle 5 dakika değil, hiç durup dinlenmeden, ‘şey, yani, tamam mı, atıyorum…’ gibi çirkinliklere bulaşmadan 4 saat konuşmaya başladım.

Kelime dünyam zenginleşince, daha doğru düşünmeye, bir zamanlar cevabını veremediğim konuları daha güzel bir şekilde kavramaya başladım.

İlimde, teknikte, edebiyatta, Batı dünyasının neden gerisinde kaldığımızı, rahatlıkla anladım. Önce 4 yıl Ankara Radyosu’nda ve Televizyonunda çalıştım. Sonra, Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı sonra Bakanlık ve Başbakanlık müşavirliklerinde bulunda. Bir takım resmi tespitleri inceleme, öğrenme fırsatı buldum. Gördüm ki, İngiltere, 12 yıllık eğitimden geçirdiği çocuklarına 70 bin kelime ile yazılmış ders kitapları uzatıyor. Gördüm ki, bu rakam Japonya’da 40 bin, İtalya’da 32 bindir. Türkiye’de ise çocuklarımız 12 yıllık eğitim eğitimlerinde 6 bin kelime ile yazılmış kitaplar okumaktadırlar. Ama çocuklarımız, bu 6 bin kelimenin de yüzde 10’u ile konuşmaktadırlar. Bu, sokak Türkçesidir. Geldim, gittim, baktım, gördüm, yattım, kalktım, acıktım, doydum… gibi sokak Türkçesi. O bakımdan, bizde her nesil kendisinden önceki neslin edebiyatını okuyamıyor. Çünkü o neslin kelimelerini bilmiyor. Evde ve okulda, günlük bir Türkçe ile konuşuyor. Gittim, soruşturdum, öğrendim: İngiltere’de ise yetiştirilen gençlik, 400 yıl ölen Şekspir’in (Shakespeare) eserlerini rahatlıkla okuyup anlıyor. İngiltere’de Şekspir’i okuyup, anlamayan kimselere, aydın nazarıyla bakılmıyor. Bizde ise, değil 400 yıl, 40 sene önce yaşayan bir hikayecimizin, bir roman yazarımızın kitabı okunmuyor, anlaşılmıyor. Yeni baştan sadeleştiriliyor.  Biz, bilmekten öğrenmekten korkan nesiller yetiştiriyoruz. H. De Balzac diyor ki, “Millet, edebiyatı olan topluluktur!”

 Bu çok doğru, bir tespittir. Çünkü, edebiyatın temeli dildir. Dil olmasa, edebiyat olmaz. Dil olmasa, din olmaz, millet olmaz, medeniyet olmaz. Çünkü insanlar, kelimelerle düşünüp, konuşurlar. Yeterli miktarda kelime haznesi olmayan insanlar, nasıl düşünebilirler, nasıl araştırabilirler. Onun için biz de bir karış toprak, bir tutam ot, bir salkım üzüm için cinayetler işlenir, insanlarımız 18-20 sene hapishanelerde çürürler.

Japonya’da 7 şiddetinde bir deprem olduğunda 7 kişi ya yaralanır, ya yaralanmaz. Ama aynı şiddette bir deprem, Türkiye’mizde 20 bin kişiyi bir seferde götürür. Niçin? Türkiye’de biz düşünemiyoruz, düşünemediğimiz için gereken tedbirleri alamıyoruz da ondan! Peki ne ile düşüneceğiz? Kelimelerle! Biz kelimelerden korkan bir topluluk olduk!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kırkağaç tren garında restorasyon başladı
Kırkağaç tren garında restorasyon başladı
Jandarmadan helikopter destekli trafik denetimi
Jandarmadan helikopter destekli trafik denetimi