Ampulden gaz lambası ışığına
Erdal ÇİL

Ampulden gaz lambası ışığına

Reklam

24 Haziran geçti. Çok şükür karanlık emeller peşinde koşan, gezi parkında, 15 Temmuz ve 15 Temmuz sonrasında dahi her fırsatı ganimete çevirerek ülkeyi iç savaşın eşiğine getirmek isteyen güçler bir kez daha milletin azim ve kararı karşısında bir kez daha yenilgiye uğradılar.

Şimdi kolları sıvayıp öncelikle yıllardır çevremize dolanmış, kanımızı emen, yürütmeyi adeta yürütmeden uzaklaştırarak yürütülmeyen konumuna sokmuş oligarşik bürokrasiden sıyrılma zamanı!

10 Mayıs 2018 tarihinde sayın Ardan Zentürk’ün köşesinde kaleme aldığı: “Sayın Erdoğan, bu bürokrasi sizi yer” başlıklı yazısındaki uyarıların önemine binaen:” Her devrin simsarları” başlıklı bir yazıyı seçimlerin hemen öncesinde yayınlamıştım.

Ben FETÖ denen yapının özellikle ruh ve biçim olarak en çok, bu bürokratik yapıda nüfuz ettiğini düşünenlerdenim. Düşünce olarak olmasa bile birçok bürokratın bu yapıyla yıllardır içiçe olmalarından dolayı bu yapının, bütün insan fıtratına aykırı özelliklerine, davranış biçimlerine, istemeden de olsa büründükleri cemiyeti, devletine karşı güvensiz, kaygılı ve korkaklaştırdığı kanaatindeyim.

Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrası bürokrasiye şöyle bir baktığımızda yapılan atamalar ve atananların icraatlerini az bir sorguladığımızda karşılaştığımız tablo gerçekten ürkütücü.

Sürekli suçlu, hırsız psikolojisiyle eğreti durmanın yanında bir de OHAL’in verdiği yetkilerle bir sürü bürokrat, bir Gaslighting (duygu terminatörü) haline dönüşmüş; hem kendileri hem de çevreleri için tehlike haline gelmiş durumdalar.

Bozuk bir ruh hali, iş yüküne atılan mazeretler, ülkenin içinde bulunduğu duruma yapılan atıflar falan örtüyor görünse de az bir detaya girdiğinizde, beş-on dakikadır dinlediğiniz kişinin aslında ne kadar tehlikeli bir yaratığa dönüşebilme ihtimalini hiç de küçümsemiyorsunuz.

En yalın örneğini de belki Eskişehir Osmangazi Üniversitesi faili olarak gösterebiliriz.

Bu insanların ruh halini anlatan birçok sözcük bulabiliriz ama Hintli Paramahansa Yoganand’ın sözü ile yetinelim:

Bazı insanlar: başka insanların başını kesince, daha uzun boylu oldum sanırlar.” 

Aralarında ille de bir organik bağ, örgütsel bir ilişki falan da aramaya kalkmayalım! Yaşantılarından dolayı birbirlerine çok benzer ve hep de birbirlerini modellerler. Atanmalarına rağmen aslında zirvenin özenle seçtiği çok özel ve ehil kişilerdir bunlar. Bu yüzden biraz kibirli görünmelerine katlanmanız gerek.

Mahiyetlerine hatta zaman zaman iş ile özel hayatlarını bile ayırmada zorlanarak çevresindekilere yoğun bir maniplasyon uygulayarak, ellerindeki güç sayesinde sürekli beyin yıkarlar. Ortam çok bozulmuştur. Ayaklar baş, başlar ayak olmuştur. Ehliyet-liyakat falan hep alaşağıdır ama kendileri istisnadır ve siz de ancak ona yakın olduğunuz sürece boşluğa düşmekten kurtulabilirsiniz.

Oluşturdukları dengesiz, silik, ezik, korkak bir çevrede, kendilerini buna rağmen açık ara tartışılmaz lider yapma arzularını çok belirgin izleyebilirsiniz. Size sürekli kusurlarınızı, eksikliklerinizi, zaaflarınızı söyleyerek tabiri caizse ezmeye çalışırlar. Aslında iyi olduğunuzu görüyormuş gibi cümlelerin ardına hemen keşke-li diğer olumsuz cümleleri sıralayarak sizi bir buz parçasının üzerinde hareket ediyor gibi ürkekliğe iterler. Sürekli savunma pozisyonunda tutmaya zorlarlar sizi. Hep yakını, günü düşünmeye zorlarlar çünkü yarın ne olacağı belli değildir. Aslında kendileri daha yukarıları hak ediyordur ama ülkenin içinde bulunduğu şartlar ve zaman gereği katlanıyorlardır. Güvensiz, sürekli kaygılı, saldırganlığa her an meyilli bir mahiyet ve yakın çevrede onların payının ne kadar önemli olduğunu göz ardı etmeyin. Mütemadiyen en yakınlarını bile izlemek, kontrol etmek gibi bir davranış biçimine sürüklenirler. Çünkü oluşturdukları kaygı ortamı zamanla kendilerini de içine alır ve kendilerini daha güvenli hissetmenin yolu olarak çevreyi olabildiğince sıkı kontrol etme derdine düşerler.

Yukarılara aşırı yaranma duygusuyla beraber altındakilere de sürekli, gittikçe artan baskılar uyguladıklarının çoğu zaman farkına bile varmayabilirler. Eleştiriye kapalıdırlar. Kusurları yüzlerine söylendiğinde hemen bir mazeret üreterek en yakınlarını bile bir anda kurban etmekten asla geri durmazlar.

İşin en büyülü tarafı ise bu terminatörlerin bir süre sonra içlerinde bulundukları toplum tarafından kabullenilmeleridir. Bunun için de en çok rüşveti kullanarak zaman zaman ulufe dağıtan padişah olurlar. Bir hasta ruh olduğu bilinmesine rağmen yine de cemiyetten bir çok kişi onun tarafından övülmek, bir yerlere atanmak, bir payeye ulaşmayı isterler. Terminatörler genelde ‘şimdilik’, ‘idareten’, ‘vekaleten’ görevlendirmeleri severler ve mümkün olduğunca da yetkiyi çok çabuk devretmezler. Devretmek zorunda oldukları her yetki canlarından koparılmış bir can gibi acı verir onlara.

Çevresinden kimi zaman onu koruyan sesler de yükselir. İçinde bulunulan şartların zorluğu dillendirilerek, emsalleri ile kıyaslanarak o kadar da kötü biri olmadığı falan da söylenir. Ama artık hayvan terlidir ve yeni dönemde bu tür hasta ruhların, olsa olsa tedavi merkezlerinde olması gerekiyor.

1938’de oynanan Gas Light isimli, gaz lambası ışığının bir karı-koca tarafından maniple edilmesini konu edinen bir filmden türetilmiş bir kelime Gaslighting. Ezberlerimizi bozdurmaya, birikimlerimizi yok etmeye, narsist nesiller yetiştirmek üzere tasarlanmış bir kelime ama biz gaz lambalı devirleri çoktan aştık ve tekrardan gaz lambalı günleri de yaşamak istemiyoruz. Şimdi geceleri hilalin ışığında ve ampulün aydınlığında, gündüzleri ise gün ışığında yeni şeyler söyleme zamanı olduğuna inanıyorum.

Işığınızın eksilmediği ve maniple edilmediği günlere….

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kırkağaç tren garında restorasyon başladı
Kırkağaç tren garında restorasyon başladı
Jandarmadan helikopter destekli trafik denetimi
Jandarmadan helikopter destekli trafik denetimi