Advert
ŞİMDİ VEFA ZAMANI
Erdal ÇİL

ŞİMDİ VEFA ZAMANI

Reklam
Epey zamandır görmemişlerdi birbirlerini. İkisini de tanıyordum, dolayısı ile üniversite yıllarına dair anılarını da dinlerken onlar kadar ben de keyifliydim.
Dondurmacıda dondurmalarımızı yerken, hocası anlatıyordu: “1980 öncesi bizim spor akademisi öğrencileri hep sol görüşlü öğrencilerdi ve kendilerinden olmayanlara pek okuma hakkı vermiyorlardı. Selçuk henüz birinci sınıftayken ağırbaşlılığını ve azmini fark etmiştim. Onu atletizmci yapabilirdim. Birinci sınıftayken bir alana yönlendirebilir ve sevdirebilirsem hem sol örgütlerin kucağına düşmesini de engelleyebilirdim diye düşündüm. Henüz pek çevresi yoktu, Ankara’nın köylerinden gelmiş, fakir, efendi ama yaşına göre oldukça ciddi ve ağırbaşlıydı. Sabah namazlarına kalktığını söyleyince onu her sabah Manisa’nın kenar mahallelerinde, Spil dağı eteklerinde düzenli çalışmaya çağırdım. Severek kabul etti. Kısa zamanda epey mesafe almış, okuldaki iyi dereceli pek çok atleti geride bırakmıştı. Onu ulusal yarışmalara hazırlamam gerekiyordu. Her sabah iki saat kadar koşuyor, kondisyon çalışıyor, bazen kahvaltı veya çorba da ikram ediyordum. 1980 öncesinin o karmaşık yılları olmasına rağmen, sabah saatleri sessiz ve dingindi alabildiğine. Selçuk, sol örgütlere yanaşmamış, aksine kendi gibi Anadolu’dan gelen, fakir ve efendi nezih bir arkadaş grubu bulmuştu kendine. Okulu sınıf sınıf, bölüm bölüm parsellemiş olan sol gruplar kısa zamanda kendilerinden olmayan ve istikbal vaat eden bu öğrenciyi izlemeye almışlardı. Davetlerine aldıkları cevaplar hep olumsuz olunca, melun planlar yapmaya da başlamıştılar. Bir sabah dağ yolunda o önde ben arkada yavaş yavaş koşarken, bir Murat124 marka aracın arkadan bize doğru geldiğini fark ettim. Kenara çekilip yol verdik ama Selçuk – Hocam yat yere!- diye bağırıp kendini yolun kenarına, şarampole doğru fırlatınca, ben de yuvarlandım aşağıya doğru. Araçtan ateş açıyorlardı ve hızla uçuruma doğru yuvarlanıyorduk. Bir süre sonra bizim yuvarlanmamız da, ateş sesleri de durmuştu. Aracın da gitmiş olduğunu görünce doğrulmaya çalıştım. Selçuk:- Hocam, bir şey yok değil mi?- diye sesleniyordu. –Yok, çok şükür!- dedim. Ama Selçuk yaralıydı ve ayağından kötü vurulmuştu. Güçlükle yukarı, yola çıktım ve yardım aramaya başladım. Yerleşim yerinin oldukça dışındaydık ve sabahın o saatinde bir araca rastlamamız da zordu. Gidip Selçuk’u taşıdım yukarıya. Kan kaybediyordu. Atletimden yırtarak yarasını sarmaya çalıştım. Çaresizdim ve dua ediyordum. Az sonra gelen bir yolcu minibüsü adeta kurtarıcımız olmuştu. Minibüste Selçuk kendinden çok bana bir şey olmamasının sevincini yaşıyordu. Başı kucağımda, biran önce hastaneye ulaşmamızı bekliyordum. Gözlerini yukarı ve bana dikerek:- Hocam sabret, bu garipliğimiz ve çaresizliğimiz bir gün bitecek! Bir minibüs bile bulmakta zorlandığımız bu Manisa sokaklarından bir gün Milletvekili olarak geçeceğim ve sen yanımda olacaksın- diyordu.”
Takdir verilmişti ve milletvekili olmuştu Selçuk. Aradan geçen otuz beş yıldan sonra, hocasını da unutmamış, hocasını dinlerken gözleriyle çok uzaklara dalmış ve herkes unutsa da, kader bütün şarkılarını hep unutulmak üzerine yazsa da o unutmayacaktı!
Nitekim unutmadı da!
3.Yargı paketine emek vererek herkesin unuttuğu, tam otuz iki yıldır cezaevinde kalanları o unutmadı.
Darbe komisyonlarında gecesini gündüzüne katarak ne 12 Eylül’leri ne 28 Şubat’ları unuttu!
Hatta 5. Sıradan seçilerek geldiği Manisa’da yıllar sonra 1.sıra olarak geldiği seçimin hemen sonrası, kendisini havaalanından beri coşkuyla izleyen kalabalığa il binasında yaptığı konuşmayı hatırlıyorum da: “Hayatımda iki kez sevindim! Birinci de, 28 Şubat döneminde darbecilere karşıtlığımın sonucunda kapı dışarı edildiğim üniversitenin kapısından yıllar sonra bir milletvekili olarak girip üstelik de açılış dersi teklif edilen değerli büyüğüm, dönemin Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ ın tensipleriyle ilk dersi vermem teklif edildiğinde; ikincisi de siyasi liderim Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın darbe komisyonu görevini teklif ettiğinde” demişti.
Unutamadıklarını, unutturmadı!
Manisa’lıların bile söylemeye söylemeye unuttuğu birçok Manisa Türküsünü o yeniden kazandırdı kültür hayatımıza.
Hemşerilerinin bile vefasızlık gösterdiği çağın en büyük şairlerinden Abdürrahim Karakoç’u unutmayarak, TRT’den canlı yayınlanan programla yine o Manisa’da andı.
Birçok Demircili’nin, kültür insanının bile hatırlamadığı, bilmediği; merhum Tanpınar’ın: “Yaz oğlum yaz! Sen bu yazılarınla Sait Faik’i bile geçersin” dediği, Köse Kadı’nın, Uçtaki Adam’ın, Göç Zamanı ve Sokakta gibi eserlerin sahibi Bahaeddin Özkişi’ yi o unutmadı ve o merhumun ailesini yıllar sonra Demirci’ye getirerek ağırladı.
Ne gençliğinde yaşadıklarını unuttu ne zalimleri ne de kendisine yardım için uzanan elleri
Acılarına, çilelerine annelik yapan şehri Manisa’yı unutması nasıl beklenirdi ki ondan?
Bu yüzden vekilliğini yaptığı yıllarda bu şehrin insanlarının en acılı anlarında da en sevinçli anlarında da hep Sayın Selçuk Özdağ vardı.
Şimdi zaman ona vefa gösterme zamanı!
Yapamadığı, yarım bıraktığı, içinden dışına taşıyamadığı biliyorum çok şey var!
Tarihe Gazi Meclis diye geçen ve Cumhur İttifakına ulaşan iradeye vefa çok yakışacak.
12 Eylül’ün Yusufiyelisine, 28 Şubat’ın mağduruna, unutulanları unutamayanlara vefa şimdi değilse ne zaman?
Dondurmacıda hocası ile buluştuğunda henüz bir aylık vekildi ve işe vefasını sergileyerek başlamıştı. Şimdi ise onun vefasını ona taşıma zamanı.
Bizi Ramazan’lara, iftara ve sahura kavuşturan Rabbimin emanetini de ehline kavuşturacağı günlerin hayali bile güzel.
Güzelliklerle daim olmanız temennilerimle……
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Baybatur: “Biz yeşertmek, onlar yıkmak istiyor”
Baybatur: “Biz yeşertmek, onlar yıkmak istiyor”
İYİ Parti’den seçim yürüyüşü
İYİ Parti’den seçim yürüyüşü