Akif'in Tevfik Fikret çatışması ve vatan sevgisi
Prof. Dr. Şakir Gözütok

Akif'in Tevfik Fikret çatışması ve vatan sevgisi

Reklam

AKİF’İNTEVFİK FİKRET ÇATIŞMASI VE VATAN SEVGİSİ

Merhum Mehmet Akif, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile yollarını ayırdıktan sonra eski teşkilat arkadaşlarıyla aralarında ciddi atışmalar ve tartışmalar başlayacaktır. Nasıl ki, Arif Nihat Asya, Hasan Ali Yücel ile bir kalem tartışmasına girişecek; Peyami Safa, Nazım Hikmet’e “Kızıl Çocuğa Mektuplar”la karşılık verecekse; Mehmet Akif de, Tevfik Fikret ile uzun soluklu fikri ve siyasi bir mücadeleye başlayacaktır. Aslında bu isimler, biri Batı düşüncesini ve diğeri İslami anlayışı oluşturan her iki ayrı cephenin rumuz isimleridir. Gerçekte mücadele, top yekûn bütün bu iki cephe arasındadır.

Tevfik Fikret’in “Tarih-i Kadim” adlı manzumesinde:

Yırtılır ey kitab-ı köhne, yarın,

Maktel-i fikr olan sahifelerin

Diyerek Kur’ân-ı Kerim’e dil uzatınca Mehmet Akif, “bu mısralar aylarca beynimde öttü” diyerek teessürünü ifade eder ve Tevfik Fikret’e:

Bir gün Allah’a söver, sonra biraz bol para ver,

Hiç utanmaz Protestanlara zangoçluk eder.

Diyerek, toplam yüz mısradan oluşan bir manzumeyle karşılık verir. Bu karşılıklı atışmalar başka şiirlerle de devam eder.

Tevfik Fikret, Auguste Comte’un “Pozitivizmin İlmihali”nden mülhem, “Haluk’un Amentüsü”nü yazmıştır. Aslında “Haluk’un Amentüsü”, “İslam Amentüsü”ne bir alternatiftir.

Merhum Cemil Meriç, Türkiye’nin yüzünü Batıya çevirmeye çalışan bu aydınlar için “irfanı tabiiyet değiştiren aydınlarımız yeni Tanrılarına evlatlarını kurban ederler[1] demektedir. Gerçekten de meşhur Mecelle’nin ve Kısasu’l-Enbiya’nın yazarı Ahmet Cevdet Paşa’nın torunu bu furyanın bir kurbanı olup Katolik rahibesi, Tevfik Fikret’in oğlu Haluk da bir Protestan papazı olur. Bu yüzden Cemil Meriç, “Haluk bir “cins isim”dir artık; tarihten kaçanların ismi..” diyerek[2] bu yabancılaşmaya ve yozlaşmaya işaret etmektedir. Tevfik Fikret’in ideal gençlik adına ortaya koyduğu “Haluk”a karşılık, Mehmet Akif, “Asım”ı idealleştirecektir.

Asımın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek,

Çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek..

Özü sözü bir ender şahsiyetlerden biri olan Akif, taşıdığı iman dolu bir yürekle dolaşırdı; Asım’ı böyle yetiştirmek isterdi.

İman ki o cevher, ilahi ne büyüktür,

İmansız paslı yürek sinede yüktür.[3]

Akif, imanını Kur’ân’ın esaslarıyla gergef gergef işlemiştir. Onun bir tek ilham kaynağı vardı, o da Kur’ân’dı:

Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhamı,

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.

Mehmet Akif’in ilk yayınlanan şiirinin “Kur’ân’a Hitap” olması,[4] onun Kur’ân ile olan gönül bağının bir işaretidir. Ama Mehmet Akif’in imanı aynı zamanda vatan sevgisiyle yoğrulmuş bir imandır. Bu yüzden:

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni bu dünyada cüda!

Diye haykıracaktır. Mehmet Akif, vatana olan aşkından dolayı Balkan Savaşı’ndaki mağlubiyetimiz nedeniyle gözlerindeki yaş sakallarında bir damla çizgi gibi gözünden boşanıyordu.

Çünkü O, bir Kur’an, vatan ve millet aşığıydı.

 

Mehmet Akif, ömründe bir tek defa, bir tek saadete vukuundan evvel bir şeye inanmıştı: İstiklal Savaşı’ndaki zafere..

İşte bu iman ve vatan aşkından dolayıdır ki, İstiklal Savaşı başlar başlamaz, hemen Anadolu’ya geçecek ve burada başlayan kurtuluş mücadelesine katılacaktır.

Yunus Emre’nin:

Kasdım budur şehre varam

Feryad ü figan koparam

Dediği gibi Akif de, Anadolu’ya feryad-ü figanı koparmak üzere gider ve ilk olarak Balıkesir’de verdiği o meşhur vaazını irat eder. Mehmet Akif, bu andan itibaren Kurtuluş Savaşı’nın yılmaz bir neferidir artık. Akif, en gür sedasıyla bütün Anadolu sathına haykırmaktadır. Akif, milleti uyandırıp ayaklandırmaya çalışan bir avaz-ı hikmettir.

Ey cemaat, uyanın, elverir artık uyku!

Yok mu sizlerde vatan namına hiçbir duygu?

Diyerek vatan evladının vurdumduymazlığa düşmemesini tembih etmekte ve gelen tehlikenin büyüklüğünü, her bir ferde belki de son bir gayretle kurtulacak olan vatana sahip çıkmalarını anlatmak istemektedir:

Ey cemaat, uyanın! Yoksa hemen gün batacak.

Uyanın! Korkuyorum: Leyl-i nedamet çatacak

…..

Sizi kim uyandıracak, Sûru mu İsrafil’in?

Etmeyin.. Memleketin hali fenalaştı.. Gelin!

Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,

Silkin de: Muhitindeki zulmetleri yak, yık!

Bir baksana: Gökler uyanık, yer uyanıktır;

Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır.

Memleket evladı elbette Akif’in bu feryadını karşılıksız bırakmayacak toparlanacaktır. Ancak zaman zaman farklı sesler de duyulacaktır. Mehmet Akif aynı zamanda kargaşanın, ayrılığın, gevşemenin olduğu her yere gidecek gönüllü bir elçidir artık. Bunun için Konya’da çıkan isyanı bastırmak ve halkı teskin etmek görevi de ona düşmüştür.

Vefasız yurd! Öz evladın için olsun, vefâ yok mu?

Neden kalbin kararmış? Bir ocaktan bir zay yok mu?

Diye ayrılık fitnesine isyan eder. Oysa vatanın buna tahammülü yoktur, zira manzara çok korkunçtur:

İlahî, altı yüz bin Müslüman birden boğazlandı..

Yanan can, yırtılan ismet, akan seller hep kandı.

Ne masum ihtiyarlar süngüler altında kıvrandı!

Ne bikes hanümanlar işte, yangın verdiler, yandı!

Şu küllenmiş yığınlar hep birer insan, birer candı!

Her insan içinde yaşadığı çağın çocuğudur. Mehmet Akif de, çağının bütün hercümercini benliğinde yaşamış, Anadolu insanının yaşayan vicdanı ve hakkı duyuran çığlığı olmuştur.

Evet Akif bir çığlıktır, bütün Anadolu’ya yayılan.. Akif bir isyandır, bütün Anadolu’yu saran.. Akif bir kuvvettir, bütün Anadolu’yu birleştiren..

Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak..

Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.

Dünyada inanmam, hani, görsem gözümle:

İmanı olan kimse gebermez bu ölümle.

Ey dipdiri meyyit! “iki el bir baş içindir”

Davransana.. Eller de senin, baş da senindir!

Memleket işgal altındayken Akif duramaz, bu kez de Kastamonu’ya gider. Burada heyecanla muazzam bir hutbe verir. Hutbe bütün Anadolu’ya yayılsın diye Sebilürreşad’da yayınlanır. Bu hutbe Anadolu’daki her camide cemaate ve her cephede askerlere okunmuştur. Bu hutbe, merhum Ahmet Kabaklı’nın da dediği gibi: “O çetin zamanda, maddi ve manevi bütün kudretimizi seferber ederek yaptığımız Kurtuluş Savaşı’nın en önemli belgelerinden biridir.”

Bu coşkun ve deli yürek, ancak nihayet elde edilen başarı ve zaferle teskin olabilmiştir.

 

[1] Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim Yay., 9. Bsk., İstanbul, 1998, s. 134.

[2] Meriç, Bu Ülke, s. 134.

[3] Mehmet Akif, Safahat, s. 50.

[4] Mehmet Akif, Safahat, s. 15.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Şehzadeler’in ücretsiz İngilizce kursu kayıtları başladı
Şehzadeler’in ücretsiz İngilizce kursu kayıtları başladı
Manisalı genç cimnastikçiden Tunus'ta altın madalya
Manisalı genç cimnastikçiden Tunus'ta altın madalya