Süleyman Dilbirliği
Erdal ÇİL

Süleyman Dilbirliği

Reklam

Resmine uzun uzun bakmanıza rağmen birçoğunuzun tanımadığına, tanıyamadığına eminim. Kaldı ki bizim takipçilerimizin, okurlarımızın tanıyor olması da onun tanınır biri olduğu anlamına gelmiyor!

Sorun da bu zaten. Onlar tanınmıyor, tanımıyoruz ve ancak birileri çıkıp da: “Ya bi dakika,,,pardon! “ falan anlamında dikkatimizi çekecek bir şeyler yapıyorsa eh işte o zaman biraz olsun fark ediyor, hatta ilgisizliğimize, vefasızlığımıza, sağırlığımıza falan isyan edip üzülüyor, kahroluyoruz.

İşte, yapımcı Mustafa Uslu’ nun da yaptığı aslında tam öyle bir pardon dokunuşu.

Cemiyetin bütün ahlaki değerlerinin tarumar edildiği, en yakınlarımıza bile sağırlaştığımız bir dönemde, içimizden birinin belki de çok sıradan davranışlarından yola çıkarak hazırlanan bir film Ayla.

Filmin tekniği, kurgusu, senaryosu ve oyuncularını bir tarafa bırakarak şu satırlara ben sadece filme konu kahramanı olan merhum Süleyman Dilbirliği’ni konuk edeceğim.

Hangi çağın, hangi ülkenin, hangi iklimin insanlarından biriydi de izlerken bizi böylesine kopararak çekti kendine ve öylesine gidip öylesine uzaklaştırdı ki buralardan!

Şaban’ları inek, Recep’leri binek yaptığımız; Muharrem’leri, İsmail’leri çok ötelere ittiğimiz ıssızlığa büründüğümüz şu günlerde Süleyman’ları da unutmamız, onları görmezden gelmemizden daha tabii ne olabilirdi ki?

Meğer onun dilinin birliğine, onun halinin halliğine ne kadar çok ihtiyacımız varmış.

Süleyman alelade bir devletin değil; asırlardır bu coğrafyada neşv-ü nema bulmuş bir medeniyetin bakiyesi. Süleyman, bedeni 2017 de olmasına rağmen gönlü saadet asırlarından beslenen biri.

Topkapı Sarayının avlusunda soluklanmak için çıktığı bahçesinde bir gün bazı ağaçlara karıncaların dadanarak kurutmaya başladıklarını görünce bir ara ilaçlatıp ağaçları karıncalardan kurtaracağını düşünen sonra da karıncaların öleceğini düşünerek kararından vazgeçip:”Yarın Hakk’ın divanına varınca / Süleyman’dan hakkın alır karınca” diyen Kanuni Sultan Süleyman’ın yirminci asırdaki varisi.

Hayvanların bile kandırılmasına müsaade etmeyen, sahip olduğu hayvanı bile elinde yem tutarcasına çağırıp kandıran birinin; hadis nakledecek olsa bile sözüne asla itibar etmeyen o muhteşem medeniyetin günümüzdeki temsilcisi Süleyman, anasız- babasız kalmış bir küçük kız çocuğuna mı yalan söyleyecekti? Ona verdiği sözü mü tutmayacak ve yıllar sonra da olsa arayıp da bulamayacaktı?

Süleyman içimizde unuttuklarımızdan, dışarıda hiç görmediklerimizden biri!

Dışarılar hep karıncaları ezenler, kuşların yuvalarını bozanlarla dolu ve Ayla’lara verilen sözleri hatırlayan bile yok.

Süleymanlar içimizde. Merhamet medeniyetine dair bıraktığımız niceleri gibi hep içeride ve tutsaklar sanki. O merhamet medeniyeti iktidar iken, içimizde hep bugün dışarıya saldıklarımız varken şimdi dışarılar onlarla dolu ve Süleyman’ı dışarıda görünce de içimizdekiler kıpırdadı.

Ordusu Mısır’ı fethe giderken üzüm bağının yanından geçerken, askerlerinden bu bağa izinsiz girenlerin orduyu terk etmesini söyleyecek kadar adil bir Yavuz’un ordusu da ahlâk ordusuydu ve zaferler getirmişlerdi gittikleri her seferden. Şimdilerde ise Süleymanları olmayan orduların askerleri ancak talan peşindeler dolayısıyla gözleri Ayla’ları görmüyor.

Tuna’yı unuttuğumuz, Gül Baba’ları terk ettiğimiz, Evlad-ı Fatihanları görmek bile istemediğimiz, kapımıza kadar gelip sığınan Osmanlı’nın Suriyelisine bile tahammül edemediğimiz ıssız günlerin içinde, yalnızlığımıza terk edilmiş durumdayız.

Yen fetihler için, yeniden diriliş için öyle uzun boylu kahramanlar aramaya, uzun boylu hedefler koymaya gerek yok! Süleyman’ları sürelim sahaya. Süleymanlara sahip çıkalım, onlara kulak verelim. İnanın âlemlerin fethi, âlemlerin nizamı topla tüfekle değil, Süleyman’larla gerçekleşecek. Baktığı insanın gözünde ayın yüzünü, ayın ışığını görerek ona Ayla adını verecek kadar dünya ile barışık, âlemlerin halifesi olmanın şuurunda bir Süleyman’ı ortalarda görmeyeli ne kadar özlemişiz.

O, yazarının vücuda getirdiği bir kahraman değil bilakis yazarına, oyuncusuna ilham veren bu toprakların ve bu topraklarda yeşeren gözyaşı ve merhamet medeniyetlerinin yüzde yüz yerli, yüzde yüz doğal bir kahramanı.

“Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz!” Sevgiyle yaşayan, ömrünü sevgiye adayan Süleyman’ın,  yüreği Süleyman sevgisiyle dolu hayat arkadaşının onu ebediyete giden yolda da yalnız bırakmamasından daha anlamlı hangi cümle anlatabilirdi ki onun vedasını.

Ebedi âlemde hak ettiğin şekilde karşılanacağından şüphem yok!

Allah bizi Süleymansız ve bu âlemde ıssız bırakmasın!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kırkağaç tren garında restorasyon başladı
Kırkağaç tren garında restorasyon başladı
Jandarmadan helikopter destekli trafik denetimi
Jandarmadan helikopter destekli trafik denetimi