Haydi aşk sıra sende
Erdal ÇİL

Haydi aşk sıra sende

Reklam

“Doğru ya!  O kadar fazla para verip uzaktan kumandalısına ne gerek vardı?”

Böyle demiştik uzaktan kumandalıları ilk çıktığında.

Ama şimdi onsuz yapamıyoruz ve hızla geçiyoruz kanalları.

Evde TV karşısında da dışarıda hayatın içinde de koşuyoruz ve yürüyen merdivenlerin hızı bile kesmiyor bizi.

Geçen sabah İzmir Metroda bir sabah vakti, vagonun arka tarafında ayakta gidiyordum. Vagonların en arkasında yerden 70 cm kadar yükseklikte hafif öne doğru eğimli bir cam önü bulunuyor. Bazı gençler de yer falan olmayınca zıplar ve otururlar oraya. Benden bir durak sonra 30-35 yaşlarında bir bayan bindi ve gelip yanıma hemen durduktan sonra vagona arkasını dönüp, yüzünü arka taraftaki cama doğru çevirerek çantasından el çabukluğu ile çıkardığı makyaj malzemelerini o hafif yüksekçe platforma dizdi ve yine el çabukluğuyla başladı makyajını yapmaya. Arka camı da ayna olarak kullanıyordu. Sabahın o saatinde her durakta artan yolcu sayısına aldırmadan kaş kalemini, rimelini, dudak parlatıcısını ve fondetenini rahat ve bir o kadar da hızlı kullanarak tahminimce bir on dakikaya yakın zamanda makyajını tamamlayarak dizdiği malzemelerini yine çantasına koydu ve durağına gelince de yine hızlı adımlarla indi ve gözden kayboldu.

Belki çok çalışmıyor, çok yorulmuyordu. Eve muhtemelen öyle çok geç vakitlerde falan da girmiyordu ama zaman yetmiyordu işte.

Çağdaşları gibi muhakkak ki evde işleri yoğundu. Evin işi, çocukların işlerinin çoğu ve yine ailenin varsa sosyal hayatı falan da hep kadının gayretini bekliyordu. Bir de şu iletişim çağında aramasını bekleyen o kadar çevre oluyordu ki….O, belki bir çok hemcinsi gibi uzun uzun telefon görüşmelerini sevmiyor olsa da yine de zaman gerektiriyordu. Dizi falan seyretmese de herhangi bir programı izlerken çıkan reklam arasını bile değerlendirip başka kanala atlıyor, o programı çoğunluk kulağı ile dinlerken bir yandan elindeki telefona gelen mesajları okuyup, cevaplıyor, siliyor bir de yan odadan gelen çocukların sorularına da yetişiyordu. Bütün bunları yaparken dikkatinin bir kısmı da mutfakta ocağa az önce koyduğu ve yarın için hazırlayacağı yemekte oluyordu.

Soruyorum size: Hanginize yabancı bu sahneler?

Şimdi o pişireceği yemeğin lezizliğine laf etmek, izlediği TV programını eleştirmek, diziye ilişkin tenkitlerde bulunmak, çocuklara iyi ebeveynlik yapmadığını söylemek, arkadaşlarını ihmal etmekle suçlamak ne kadar mümkün, ne kadar doğru, ne kadar adil olabilir ki?

Elinden geldiğince yapan, yetişmeye çalışan iyiniyetli bir gayret var: Eyvallah!  Maalesef amelleri de niyetlere göre değerlendirerek ürettiğimizde aldığımız hizmetlerin hepsinin kalitesi de ne yazık ki tartışılır düzeyde.

Yani ne iyi yemek yapıp yiyebiliyor, ne iyi ebeveyn olabiliyor ne kaliteli bir izleyici ne de kaliteli, duyarlı bir birey olabiliyoruz.

Koşuyoruz, yoruluyoruz, zihnimiz hep dolu ama yetemiyor, düşündüklerimiz, hayal ettiklerimiz ile razı olduklarımız arasındaki mesafe hep uçurum.  Dolayısıyla tatmin olamıyoruz!

Böyle koşarken de, yetişmeye çalışırken de neleri ıskaladığımızı çok geç anlıyoruz.

Çocuklar büyümüş! Hatta yan komşunun kızına görücü falan gelmiş!

Ne zaman çocukluktan çıktılar, ne zaman dün başladıkları okullarını bitiriverdiler, ya aslında onlarla bile en son ne zaman görüşmüş, şöyle uzun uzunca ne zaman dertleşmiştik ki?

Komşulara dalınca oğlanı da unuttum!

Sahi ne zamandır aramıyor. Okuldaki danışman hocasıyla arasını düzeltti mi? Ev arkadaşıyla olan sorununu giderdi mi? İki ay önce harçlığının yetmediğini söylemişti, ne yapıyor acaba?

Biliyorum bu satırlara uzun uzun dalıp da yine uzunca bir eeeee…diyorsunuz ve bunu da duyuyorum.

Benden kesin ve radikal çözüm istemeyin!

Hiçbir psikiyatrist, psikolog, yaşam koçu falan da yardımcı olamazlar size!

Hanginizle uğraşsın ki adamlar?

Evet! Bu deve bizim deve ve hem gütmeye devam edeceğiz hem de bu diyarda gitmeye devam edeceğiz.

Nasıl mı?

Geçin aynanın karşısına ve şu andan itibaren spor için hariç, koşmayın!

Sevinçlerinizi, coşkularınızı, endişelerinizi ne olur içinize atmayın, ertelemeyin ve küçük küçükken paylaşın ve yerine ulaştırın!

Sevgi zaten kısa anlatılır!

Uzun uzun cümleler hep ayrılıklar sonrası kurulur.

Kısa ve öz!

-Sizi seviyorum!

-İyi ki varsın!

-Her şey seninle güzel!

-İyi ki yanımdasın vs vs vs….

İnanın olacak inanıyorum.

Koşarak ıskalamayın hayatı, sevgiyi, kendinizi, sevdiklerinizi, çevrenizi.

Aşk üç harftir kısacık ama ayrılık yedi.

Aşkı yaşayamıyorsak ayrılığa mahkûmuz ve ayrılık yaman kelimedir, zalimdir benden söylemesi!

İnadına söyletir, inletir, acı verir.

Yaşamdan, kendimizden kopmadan bilelim aşkın kıymetini ve haykıralım.

Göreceksiniz ki siz değişince her şey değişiverecek.

Haydi Aşk; Sıra sende!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kanser hastası Fatmanur yardım eli bekliyor
Kanser hastası Fatmanur yardım eli bekliyor
Bilim Şenliği Forum Magnesia’da devam edecek
Bilim Şenliği Forum Magnesia’da devam edecek