Atatürkçülüğün temelinde milli dava şuuru vardır
Hakan Özen

Atatürkçülüğün temelinde milli dava şuuru vardır

Reklam

10 Kasım’ı da dahil eden hafta içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 79. Yılında bir kez daha anıyoruz anmasına ama büyük önderi anarken ne kadar tanımaya ve anlamaya çalıştığımız soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Çünkü geldiğimiz süreç içerisinde bazı kesimlerin hala Atatürk’e duyduğu kini veyahut kendisini Atatürkçü gibi gösterip uygulamalarında bunun tam tersini yaşayanlara şahit oluyoruz. Bu nedenle yazımda sizlerle Atatürk ve Atatürkçülükten ne anlıyorum ve anlamamız gerektiğini paylaşmaya çalışacağım.

Öncelikle belirtmekte yarar görüyorum ki Atatürk ve Atatürkçülüğün temelinde milli dava şuuru ve mücadelesi vardır. Bu nedenle 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan yola çıkan Atatürk ve ona inanan umudunu yitirmemiş Anadolu insanımız emperyalizme, geri kalmışlığa ve vurgunculuğa savaş açarak tam bağımsızlık mücadelesinde tüm Dünya ülkelerine örnek olmuştur. Atatürk elinde hemen hemen hiç imkan yokken, tüm Anadolu büyük bir umutsuzluğa düşmüş iken kendisine inanan bir avuç kişi ile beraber tarihin gördüğü en büyük örgütlenmeleri gerçekleştirmiştir. Bu nedenle şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz ki İstiklâl Savaşı, Türk siyasî tarihinde bir dönüm noktası oluşturmuştur. Topyekûn Millî Mücadele diye adlandırdığımız bu savaşın kazanılmasında askerî, siyasi, diplomatik ve benzeri çeşitli etkenler yanında Türklük şuuru dediğimiz millî şuurun da önemli bir yeri vardır. Çünkü bu mücadele, aslında, Türk milletinin kendi benliğini bulma, kendi varlığına sahip çıkma mücadelesidir. Aynı zamanda milli dava Atatürk’ün kişiliğinin devamıdır. Bu sebeple Atatürkçülük, faşizm ve Komünizm gibi doğmatik ideolojileri ret eder, onların maskesi ve kalkanı olarak kullanılamaz. Atatürkçülük bu nedenle emperyalizme meydan okumak ulusal bağımsızlığa, onura ve birlikteliğe sahip çıkmaktır. Bununla ilgili olarak büyük önder Atatürk’ün “Amacımız, ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir” sözünü her zaman hafızalarımızda canlı tutmalıyız.

Mustafa Kemal Atatürk, toplumdaki birikim ve bilinçlenmeyi yönlendirebilecek bir önderdi. Nitekim, Milli Mücadele’ye atıldığı zaman, kurtuluş çarelerinin hiçbirini isabetli bulmamıştır. Bu kararların dayandığı delillerin ve mantık temellerinin çürüklüğünü görebilmiştir. Ona göre, “yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir.” Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli bir millet olarak yaşaması olduğuna göre, yapılacak şey, tarihî realiteleri dikkate alarak “kayıtsız şartsız millî hâkimiyete dayanan, bağımsız yeni bir Türk devleti kurma” fikrinde karar kılmaktır. Böylece, Millî Mücadele, sağlam bir fikir temeline oturtulmuş, teşkilatlanma ve yönlendirmeler de bu doğrultuda yol almış olacaktır. M. Kemal’in, Anadolu topraklarına ayak basar basmaz “ya istiklâl ya ölüm” parolası ile uygulamaya geçtiği karar bu karardır. Ancak, bu kararın gerçekleştirilebilmesi, önce toplum ruhunda buna elverişli manevî bir gücün varlığına, sonra da halktaki uyanış ve direnişin yeni bir ideal etrafında yoğunlaştırılarak meşru bir zemine oturtulabilmesine bağlıydı. Atatürk, Türk halkında böyle manevî bir gücün varlığına inanıyordu. Bu inancını büyük Nutuk’ta, Millî Mücadele’ye başlamak üzere, en büyük gayretlerle elde ettiği rütbe ve nişanları söküp atarak resmî sıfat ve yetkilerinden sıyrılırken, “yalnız milletin sevgi ve fedakârlığına güvenerek, onun tükenmez feyiz ve kudret kaynağından ilham ve güç alarak vicdanî görevine devam” ettiğini bildirmektedir.

Türk milleti ile diğer milletler arasında manevî güç yönünden bir karşılaştırma yaparken, batı milletlerini ve dünya milletlerini tanıdığını ve bu tanışmanın harp alanlarında, ateş altında, ölüm karşısında olduğunu belirterek “bizim milletimizin manevî gücünün bütün milletlerin manevî gücünün üstünde olduğunu” söylemiştir. Daha sonraki yıllarda da: “Ben 1919 senesi Mayısı içinde Samsun’a çıktığım gün elimde hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım” sözleri ile dile getirmiştir. M. Kemal, milletten aldığı bu güçle, dağınık sürüye yol gösteren bir çoban yıldızı veya etrafına ışık saldığı zaman göz kamaştıran deniz fenerleri gibi, gidilecek yolu aydınlatmaya, milleti, yeni bir devlet kurma ideali etrafında bütünleştirmeye çalışmıştır. Kendisi bu ideali: “Türkiye’nin düşünen kafalarını büsbütün yeni bir imanla donatmak… Bütün bir millete taze bir maneviyat vermek” şeklinde ifade etmiştir. Bu itibarla Millî Mücadele, toplumdaki bilinçlenmeyi “vatan” ve “millet” sevgisine ve “millî irade” kavramına dönüştürerek, Türk toplumuna millet olma şuurunu kazandıran bir mücadeledir. Dayandığı temel, milliyetçiliktir. “Millî Mücadele” diye adlandırılmasının sebebi de budur. Mücadelenin bir şahlanışla yol alışı da böyle yeni bir imanla donatılmış ve beslenmiş olmasındandır.

Türk devleti ve milleti sadece kurtuluş savaşında emperyalist oyunlara maruz kalmamış günümüzde dahi iç ve dış işbirlikçilerle egemen güçler arasında adeta bir kuşatma altında bulundurulmaya zorlanmıştır. Bu şartlarda dahi bu millet ve devlet hala bölünmemiş, parçalanmamış ve emperyalistlerin oyunlarına karşı direncini 1919’da olduğu gibi muhafaza etmişse bunda milli bir şuura sahip olunması, tam bağımsızlık ve kayıtsız koşulsuz ulusal egemenliğine sahip çıkıyor olmasındandır. Yine bu zenginlik ve kudreti büyük önder, “Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz...” sözleriyle açık ve net şekilde ortaya koymuştur. İşte Atatürk budur, işte Atatürkçülük budur...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kanser hastası Fatmanur yardım eli bekliyor
Kanser hastası Fatmanur yardım eli bekliyor
Bilim Şenliği Forum Magnesia’da devam edecek
Bilim Şenliği Forum Magnesia’da devam edecek