Sansaryan Hanın Koca Muğlalısı
Erdal ÇİL

Sansaryan Hanın Koca Muğlalısı

Reklam

“Cihânda âşık-i mehcûr sanma râhat olur
  Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur”

Hep çile çeken insanların ülkesi oldu bu topraklar. Gözü bu topraklar olan düşmanlarını anlarız belki de ama yüreğimizi en çok içeriden çıkan gafiller ve hainler sızlattı yıllardır ve sızlatıyor da.

Kendi ikballeri uğruna onlarca masumu bir çırpıda ileri süren bedhahlar!

Tarih onları hiç unutmayacak ve o zalimleri ceza dosyalarıyla beraber mülkün sahibine havale ederek biz bulundukları zamana ve mekâna güzelliklerini bırakarak hep maznun olmuş, mahzun olmuş, mazlumlara dönelim yüzlerimizi.

Üstat o şiirini; Sakarya Türküsü’nü 1949 yılında kaleme alırken ona ilham veren bir sürü olaya tanık elbette.

İktidar sahiplerinin dışarıya şirin görünmek adına içeride kendi insanlarına, kendi değerlerine karşı takındıkları acımasız tutumdur ki ülkenin kendi çocuklarını öz yurtlarında garip, öz vatanlarında parya durumuna getirmiştir.

Yeni Türkiye, dışarıya yeni fotoğraflar sunabilme adına merhum Akif’e rağmen zulmü alkışlayan, zalimi seven, gelenin keyfi için, geçmişine devamlı söven, devlet gücüne bürünmüş sözde aydın müsveddelerinin hücumuna uğramıştı.

Mollaların, şeyhlerin, din adamlarının o dönemlerde başlarına gelenleri hepiniz bilirsiniz de bu ülkeyi, bu milleti ve değerlerini sevmenin dışında başkaca bir suçu olmayan Türk Milliyetçilerinin de o dönemde mağdur edildiklerini hatırlamayız veya görmek istemeyiz.

Tarihler 1944 leri gösterdiğinde Türk yurdunda, Türk insanının kendi çocukları olan Türk Milliyetçileri de tabutluk denen zindanlarda bu zulümden fazlasıyla paylarına düşeni almışlardı.

Ne kadar adalet ne kadar hukuk vardı tartışılır ama zabıtlara giren ifadesinde o günün tutuklu sanıklarından Üsteğmen Alparslan Türkeş: “ Son tahkikat kararında diğer sanıklarla birlikte bana da vatan hainliği isnat olunmuştur. Bunu şiddetle reddederim. Ben yeryüzünde MİLLETİ ve VATANI her şeyden çok severim. Kelimenin mutlak manasıyla milletsever bir Türk subayıyım. Ben koyu bir milliyetçiyim, fakat zannedildiği manada ırkçı değilim. Yani memleket içerisinde ayrılıklara ve düşmanlıklara yol açacak hiç bir fikrim yoktur.” 

Buna rağmen iki yıla yakın yargılandılar ve sonunda suçsuz bulundular.

Yargılanan 23 sanıktan biri de o sıralarda Aydın’da Maliye Tahsilat Şefi olarak görev yapan, otuz yaşındaki Muğla’lı Hamza Sadi Özbek’di. Sansaryan Han’da, ikibuçuk metre yüksekliğinde, 500 Wattlık yanan bir ampulün altında süren işkence günlerinde Atsız’ın tanımlamasıyla bir Yamtar olan Hamza Beğ’in o tabutluklara nasıl sığabildiği de hep konuşulmuştur.

Nâzım Hikmet, Vedat Türkali, Ece Ayhan, Aziz Nesin, Attila İlhan, Mihri Belli, Dr. Hayk Açıkgöz, Vartan İhmalyan, Ahmet Arif, Ruhi Su gibi yakın tarihte birçok kişinin işkence sahnelerine ev sahipliği yapan Sansaryan Han’dan bir de Muğla’lı; boyu posuyla Nihal Atsız’ın Bozkurtlar romanındaki Yamtar’ı hatırlatan ve hani hemşerilerinin deyimiyle bir gocamuğlalı Hamza Sadi Özbek geçmiştir.

Güzel yazı ve şiirleri memleketin birçok yöresinden ciddi sesler getirmiş, Muğla’da doğmuş olmasına rağmen gönül kulağını hep atalarının geldiği turan ellerine dikmiş, yaşadığı coğrafya ile birlikte oraların da huzuruna, oraların da dirliğine kendini adamış bir milliyetçiydi Hamza Sadi Özbek.

Tabutluklarda kendi dertlerini unutup Hamza Sadi Beğ’in o koca bedeni ile küçücük kodeslere nasıl sığabildiğini merak eden arkadaşlarından Rafet Körüklü demişti ilk kez ‘Tabutluğa sığmayan Yiğit’ diye.

Yine bir neslin Ergenekonu olan Bozkurtlar romanının yazarı Nihal Atsız da onun vefat haberini aldığında: “Yamtar öldü ha! Ama yok; Yamtar’lar ölmez! Yerlerini Umurbeğ’ler doldurur ve Yamtar’lar asla tükenmezler” diyerek rahmetlinin fizik olarak da kendini andıran oğluyla teselli bulmuştur.

Uzun bir süre İstanbul Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılan, dik bir tabuta benzeyen hücrelerinden ötürü kamuoyunda "Tabutluk" diye anılan, oturmanın mümkün olmadığı hücrelerinde günlerce ayakta kalma işkencesine mahkûm edilen özellikle birçok düşünce suçu işlemiş insanlar arasında yer almış Muğla’lı hemşerimiz Hamza Sadi Özbek 6 Kasım 1971 de vefat etmiştir. Bugün eski Muğla Mezarlığı’nda bulunan mezar taşında Arif Nihat Asya’nın mısraları karşılamaktadır ziyaretçilerini.

“Çalan her kim olursa olsun kapıyı,

 En yakınından önce onu sorardı;

 Hani, ey Muğla!

 Senin bir Hamza Sâdi Özbek’in vardı.”

İlk kez 1999’un 3 Mayıs Türkçüler Günü’nde Muğla Menteşe Grubu tarafından başlatılan merhumun mezarını ziyaretler bugün de Muğla’da faaliyet gösteren her milliyetçi kuruluş tarafından devam ettirilmekte ve koca Türkçü, garip yaşadığı yurdunda bir bakıma garip bırakılmamaktadır. 

Yazımızı merhumun kendi dizeleriyle bitirelim:

“İblisin kahkahası hedefken sevincime,

 Bir el ateş düşürdü, mabedimin içine.”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kamu Bankaları krediye kapılarını açtı
Kamu Bankaları krediye kapılarını açtı
GSM operatörlerinden açıklama gecikmedi
GSM operatörlerinden açıklama gecikmedi